Cherreads

Chapter 3 - İlk Oyuncak Kimdi?

BÖLÜM 3

T-6'yla olan o tuhaf konuşmamızdan sonra yeni görev yerime gelmiştim. Burada bir süre bellek binasının yönetiminde bir yönetici oyuncağın yardımcılığını yapacaktım. T-242 deneyimli bir oyuncaktı. Bu yüzden onun yanında daha dikkatli olmalıydım. Bana verilen masamda otururken aklımda hep aynı sorular dönüyordu; neden ne soracağımı sormamıştı? Neden sanki söyleyeceği cümleler yazılmıştı da onun dışındaki hiçbir şeyi algılayamıyor gibiydi? Peki neden ben bunları ilk kez şu an düşünür olmuştum? Kafamda o kadar çok soru vardı ki beynimin hızına yetişemiyordum. Bu şey gibiydi hani bir kere kusmaya başlarsın ve bunu yapmak istemesen bile durduramazsın ya. İşte kusmak kadar rahatsız edici bir durumdu ama durduramıyordum. Dün gece olanlardan sonra kendimi yeni biri gibi hissediyordum. Aynı beden ama iki farklı kişi gibi. Ben hala bendim aynı görünüyordum ama artık etrafımdaki diğer oyuncaklar gibi hissetmiyordum. Dün geceki bilinç kaybı kesinlikle ben de bir şeyleri bozmuştu. Artık attığım her hareketi dün ki ben ne yapardı diye düşünüyorum. Her gün yaptığım şeyler artık bana yabancıydı. Her gün geçtiğim yollarda daha önce görmediğim şeyleri daha önce duymadığım şeyleri duyuyordum. Bugün T-6'yla konuşurken de sanki onu ilk kez görüyor gibiydim. Oysa o hayatım boyunca her zaman benimleydi. Hayata gözlerimi açtığım ilk andan bugüne kadar hep yanımdaydı ama nasıl anlatsam sanki onu ilk kez fark ediyordum. Siyah saçlarını, uzun boyunu, konuşurken verdiği tepkileri hepsi sanki daha önce görmemişim gibi farklıydı. Sorun kesinlikle bendeydi. Her şey o bilinç kaybı yüzünden olmuştu. O hatırlayamadığım zaman kavramını kaybettiğim anda bana ne olduysa artık ben eski ben değildim. Acaba asiler de mi benim düştüğüm o boşluğa düşmüşlerdi. Benim yaşadığım o yıkımı onlar da mı yaşamıştı. Belki de herkesin gözü önünde o yıkımı yaşamışlar ve bu onların bizim yanımızdan kovulmalarına sebep olmuştu. Derin bir nefes aldım. Neyse ki eski özelliklerimin hepsi gitmemişti. Hala soğukkanlı ve kontrolü sağlayan kriz anlarını yönetebilen ben içimde bir yerlerdeydi. Tek yapmam gereken kendimi toplamam ve eskiden nasıl yaşıyorsam o halime geri dönmekti. Ben asi değildim sadece ufak bir hata verdim o kadar. Düzeltemeyeceğim bir şey değil. Derin bir nefes daha aldım. T-242 bellek binasının teknik ekibindeki oyuncaklarla görüşüyordu. Bana da birkaç arşiv işi vermişti. Düşünmemek için kendimi hemen işe verdim. Bir şeylerle meşgul olmadığım kısacık bir anda bile bütün sorular tekrar zihnime doluyordu. Nefes almak için bile ara veremezdim. Bütün gün birkaç şeyle meşgul olmuş birkaç kez eğitim binasına gitmiş, birkaç kez bellek katındaki teknisyenlerin yanına inmiştim. T-242 toplantısından çıkınca da bugünlük görevim sonlanıyordu. Daha sonra şey yapmaya gidecektim. Şeye… Bir dakika buradan sonra ne yapmaya gidecektim? Sabahtan beri dolup taşan zihnim aniden bomboş oluvermişti. Kafamın içinde şu an beynimin olduğuna bile emin değildim o kadar boştum ki. Normal zamanda yani dün olması gerektiği gibi bütün gün yapacağımız şeyler belleğimizde olur ve bir sonraki adımımızı bilirdik ama ben şu an tamamen bomboştum. Olduğum yerde sanki buz kestim. Karnımdaki yılan yeniden ortaya çıkıyordu. Karnımdan başlayıp parmak uçlarıma kadar bir karıncalanma bedenimi sarmaya başladı. Ellerim ve ayaklarım buz kesmişti. Aldığım nefes ciğerlerime batıyordu ve ben bunun sabah yaşadığım yıkımın başlangıcı olduğunu biliyordum. Belki de ondan bile daha kötüsü. Bu his aniden içimi öyle çok doldurdu ki nefes bile alamıyordum. İçimde tek bir nefese bile yer kalmamıştı. Boğuluyordum.

"Sakin ol" dedim içimden. "Söylemezsen bilmezler."

İçimdeki o doluluğa rağmen derin bir nefes aldım. Hala içinde kalan özelliklerini kullan ve düşün. Bellek binasının yönetimindeydim. Buradan kendi kademem ve altımdaki kademe oyuncakların belleklerine erişim sağlayabilirdim. T-242 toplantıya gireli otuz dakika olmuştu. Belleklere erişim için en alt kata inip kendi kademedeki belleklerin olduğu odaya inmem ve belleğimi bulmam gerekiyordu. Daha sonra belleğimin bugün ki ve yarınki görevlerini almalıydım. Yokluğum fark edilebilirdi ama teknik ekip şu an buradaydı ve eğer çabuk olursam onlar çıkmadan geri dönebilirdim. Yerimden kalkıp asansöre doğru adımladım. Asansörün gelmesini beklerken içimdeki o soğuk his hala oradaydı. Neredeyse olduğum yere çökecek ve tekrar içimden su çıkarmaya başlayacaktım. Nedense şu an kapsülümde olmak istedim. Vücudumun her yerini sarmak ve sıcak kapsülümde tüm bunlardan uzakta olmak istedim. Her şeyin anlamsız olduğu günlerime geri dönmek istedim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Plana sadık kal dedim kendi kendime plana sadık kalırsak kimse anlamaz. Asansörün gelme sesiyle gözlerimi açtım ve sakin adımlarla asansöre bindim. Bellek odası -4. kattaydı. -4'e bastım, asansörün kapıları kapanır kapanmaz derin bir sessizlik sardı etrafımı. Çıt bile çıkmıyordu. Sadece içimdeki bu yeni duyguların vücudumdaki değişimlerini duyabiliyordum. Karnım ağrıyor ve kalbim yerinden çıkıp kaçmak istercesine hızla atıyordu. Kendimi sakin olmak için zorlarken o karmaşanın içinden başka bir ses daha duydum.

"Burada kalamayız." Dedi o ses. Hızla etrafıma baktım ama kimse yoktu. Biri öğrenmiş olabilir miydi? Ben sesin sahibini küçücük asansörde ararken o sesi tekrar duydum.

"Aileme gitmek istiyorum." Aile mi? Aile de neresiydi? Bu sesi hatırlamıştım. Bu o zamansız boşluğa düşmeden önce duyduğum sesti ama bu sefer o gördüğüm kısa boylu oyuncak yoktu. Bu ses beynimin bana bir oyunuydu sadece. Başımı önüme eğip odaklamaya çalıştım. Bu sesi yönetebilir hatta yok edebilirdim. Bu denli kontrolümü kaybedemezdim.

"Çık aklımdan!" dedim fısıltıyla. Birkaç sık nefesten sonra bedenim gevşedi ve ses kayboldu. Ben hala bendim kontrolü öyle kolay vermeyecektim. Aile de neresiydi ve neden oraya gitmemi söyleyen bir ses duyuyordum hiçbir fikrim yoktu. Her şey çok karmaşıktı. Önce masal şimdi aile hiç duymadığım anlamlarını bile bilmediğim kelimeleri benden talep eden küçük bir versiyonum vardı. Ondan kurtulmalıydım. Kimse fark etmeden eski halime dönmeliydim. Asansör -4'e yaklaştıkça içimdeki o garip his daha da şiddetlendi. Olduğum yere çöküp her şey bitene kadar durma isteğiyle dolup taşıyordum. Hareket etmemi bile engelleyebilecek güçte bir hissi ilk kez yaşıyordum ve bu suikastçı duyguyu hiç sevmemiştim. Kesinlikle bende bozulan bir şeyler vardı. İçimde dağılan ve bir türlü toparlayamadığım bir şeyler vardı. Asansör durup kapılar açılınca içimde başlayan kavgaya rağmen kafamı dikkatlice dışarı uzatarak etrafı kontrol ettim. Kimse görünmüyordu ama yürümem gereken uzun bir koridor vardı ve teknik ekipten birileri buradaysa işim biterdi. Neden burada olduğumu nasıl açıklardım ki? Beni çağırmamışlardı bile. Yeni bir bahaneyi o kadar hızlı üretecek kadar sakin de değildim şu anda. Sakin olmalıydım. O hisle ya da o hissiz bu yolu yürümek zorundaydım.

Ayağımdaki ayakkabıları yavaşça çıkardım. En ufak bir sesin riskini bile alamazdım şu an. Tedirgin ama yavaş adımlarla uzun koridoru yürümeye başladım. Oda buralarda bir yerde olmalıydı. Kapıların üzerindeki tabelaları okuyarak ilerlemeye devam ettim. Bir yandan yürüyüp bir yandan da arada arkamı kontrol ediyordum. Hem sağımda hem de solumda sıra sıra odalar vardı. Üç oda geçtikten sonra hala aradığımı bulamamıştım ve bu karnımdaki hissi kontrol altında tutmamı giderek zorlaştırıyordu. Tam bir oda daha geçmiştim ki duyduğum sesle adımlarım durdu. İçeriden birkaç oyuncağın konuşma sesleri geliyordu ve git gide yaklaşıyordu. Ani bir kararla hiç düşünmeme bile fırsat vermeden kendimi arşiv yazan karşıdaki odaya attım. Kapının ardından sesleri dinleyerek gitmelerini bekledim ama kapının önünde durmuş saçma sapan bir şeylerden konuşuyorlardı. Onlar gidene kadar çıkamazdım ve en önemlisi çok vaktim yoktu. Oflayarak arkamı döndüm. Bir sürü rafın olduğu ve bir sürü dosyanın olduğu biraz eski bir odaydı. Uzun süredir kimsenin girmediği belliydi. Raflardan birine yaklaştığımda oyuncaklara ait basit bilgiler olduğunu gördüm. Nedense bakmaya devam etmek istedim. İçimde bu sefer beni hareket etmeye zorlayan bir duygu baş gösterdi. Bu duyguyu biliyordum. Merak. Ama neyi merak ediyordum? Bundan önce merak ettiğim her şeyin bir nedeni vardı. Araştırma konuları, sorular, bilmek istediğim cevaplar. Tüm merakların nedenini biliyordum. Şimdi neydi peki? Neyi bilmek için bu kadar çok hareket etmek istiyordum. Rafların arasında biraz dolaştım. Birkaç büyük dolabı geçtikten sonra bir rafta sırayla dizilmiş dosyalar çekti dikkatimi. Her dosyada kırmızı etiket varken bu dosyaların dışa bakan kısmında siyah etiketler vardı. İçimde hala mantıklı kalan tarafım oraya gitme diyordu. Göreceğim şeylerin felaketimin başlangıcı olacağını biliyordum ama en azından şimdi merakımın bir sebebi olmuştu ve az önce sanki bunu bulacağımı biliyor gibi ayaklarım beni yürümeye zorlamıştı oysaki bunları ilk kez görüyordum. Bu hissi tarif etmek çok zordu. Orada olduğunu bile bilmediğin bir şeye çekilmek ve onun felaketin olacağını hissetmek. Buna ne denirdi ki?

Dosyalara doğru yürüdüm ve rafın altında yazan yazıyla olduğum yere çakıldım. Asiler. Onların olduğu bir arşiv mi vardı yani? Asiler hakkında hiçbir şeyin olmadığını sanıyordum çünkü bir oyuncak asi olduktan sonra burada hakkında olan her şey silinirdi. İsmi yeni bir oyuncağa verilir ve dosyasındaki bilgiler yeni oyuncağın bilgileriyle değiştirilirdi. Eski oyuncak hiç var olmamış gibi yapardık. Sistem bozuk olan parçanın yerini hemen doldururdu. Peki bunlar niye buradaydı? Rastgele bir tanesini elime alıp kapağını açtım. Bir resim ve o resimdeki kişiye ait bilgilerin olduğu bir sayfa vardı. Resimdeki adam esmer ve genç görünümlü biriydi. Gözünde de kalın çerçeveli gözlükler vardı. Buralarda okuma gözlüğü dışında kimse gözlük takmazdı. Neden gözlükle fotoğraf çekilmişti ki? Gerçi benim için asıl şok yazıları okumamla başlamıştı;

Şahin Madenci.

Üretim tarihi:2030

Seri numarası: T-1

Bulgular: İlk prototip başarılı. Nefes alıyor. Bedensel fonksiyonları zayıf. Fizik tedaviyle güçlendirildi. Gözlerinde miyop hasarına rastlandı. Lazer tedavisi başarısız. Gözlük tedavisine başlandı. Madende gözlük takamaz. Durumu netleşene kadar gözlem altında.

Ellerim kontrolüm dışında titremeye başladı. Sanırım az önce ilk oyuncağı bulmuştum. Şahin Madenci nasıl bir isimdi. İsmi yazması gereken yerde neden seri numarası yazıyordu. İlk oyuncak aynı zamanda ilk asi miydi yani? Az önce hem ilk oyuncağı hem de ilk asiyi mi bulmuştum? Karnımdaki o his bu sefer kontrol altına alamayacağım bir şiddette geri geldi. Elimdeki ayakkabıları yere bırakıp oturdum. Neyin içindeydim ben? Nasıl bu odaya gelmiştim? Neden bu dosyayı ben bulmuştum? Neden bunları ben yaşıyordum? Vücudum tekrar bir infilak yaşamak üzereydi. Gözlerimden tekrar sular akmasını istemiyordum. Sıkıntılı bir nefes verdim. Bu kapağı bir kere açmıştım sonuna gelmeden kapatamazdım. Ona ne olduğunu öğrenmeliydim. Bu sayfada daha bir sürü şey vardı ama sadece bir göz gezdirip diğer sayfaya geçtim. Burada sanırım gözüyle ilgili problemlerin bir raporu vardı. Bir sürü şekil ve karmaşık sayı yazıyordu. Bir sayfa daha çevirdiğimde imha raporu yazılı kağıdı gördüm.

İmha raporu başlığının kenarında kırmızı bir damga basılmıştı ve Onaylandı yazıyordu. Raporun altındaki paragrafı okudum.

"İlk prototip istediğimiz sonucu veremedi. Yaşamsal fonksiyonlar başta iyi olmasına rağmen hareket kabiliyeti çok zayıftı. Fizik tedavi ile motor becerileri ve hareket kabiliyeti yükseltildi ama fiziksel bazı hastalıklar çıkmaya başladı. Sol gözünde 2.2 sağ gözünde 2,5 düzeyinde miyop var. Uzağı göremiyor. Gözlük tedavisi ve lazer tedavisine rağmen kalıcı bir iyileşme görülemedi. Tasarım sürecinde verilen ilaçlar böbreklerine zarar verdi. Gün geçtikçe daha da kötüleşen bir böbrek ve karaciğer yetmezliği olası. Bir diğer sorun beyin fonksiyonlar; çalışmasını engellediğimiz fonksiyonlar zamanla geri geliyor. Soru soruyor ve gün geçtikçe itaat düzeyi zayıflıyor. Tasarladığımız ölçülerin içinde kalamıyor.

Prototip: Başarısız.

İmha durumu: Uygun."

Sistem ilk oyuncakta başarısız olmuştu ve onu yok etmek istemişti. Asilerin arasında ne işi vardı o zaman? Öğrenmek zorundaydım. Neden bilmiyorum ama bunu yapmalıydım? Tam bir sayfa daha çevirmiştim ki kapı kapanma sesiyle olduğum yerde irkildim. O ses beni gerçekliğe geri getirmişti. Çok fazla zaman kaybetmiştim. Buradan hemen çıkmalıydım. Sesler uzaklaşıyordu. Demek ki teknik oyuncaklar gidiyordu. Hemen belleğimi yüklemeli ve yerime dönmeliydim. Elimdeki dosyanın okuyamadığım kalan son sayfasını aldım ve ceketimin iç cebine yerleştirdim. Dosyayı yerine koyarak ayakkabılarımı alıp dikkatlice dışarı çıktım. Umarım aldığım sayfaları kimse fark etmezdi. Gerçi odaya uzun süredir kimsenin girmediği belliydi ama son günlerde kötü giden şansıma bakarsak yine de buna güvenemiyordum. Bir iki oda daha gittikten sonra bellek odasını buldum ve içeri girdim. Bir sürü büyük karmaşık bilgisayarın olduğu bu odada neyi aradığımı bile bilmiyordum. Bilgisayarların arasında yürüyerek aradığım bilgisayarı zorda olsa buldum. Her bilgisayarın üzerinde ne için olduğu yazıyordu. En azından burada şanslıydım. Bellek yazan bilgisayara gelince neyse ki burada ne yapacağımı biliyordum. Teknik dersleri aksatmadığım için kendime minnet duyuyordum şu an. Küçük cam bölmeyi açıp kırmızı kabloyu çıkartıp ensemdeki küçük deliğe soktum. Bu delik aslında sağlık sorunları içindi ama bir kitapta oyuncakların eskiden uyku kapsüllerinde belleklerinde yapmalı gerekleri manuel olarak almalarını sağlayan kablolar olduğunu okumuştum. Umarım işe yarardı. Bölmenin içindeki ekranda bugün ve yarının görevlerini buldum ve yüklemeye başladım. Fiziksel bir şey hissetmiyordum ama artık buradan sonra ne yapacağımı biliyordum. Kütüphaneye gidip okumam gereken birkaç kitabı alacaktım. Yapmam gereken diğer şeyleri sırayla öğreniyordum. Yani kütüphaneden sonra gitmem gereken bir sonraki yeri öğrenecek ve gidecektim. Aslında yapmamız gereken şeyler kabaca belliydi. Bu geleceği görmek gibi değildi. Ödev yapmak gibiydi. Kütüphanede şu kitapları oku, işe gel ve şu görevleri yap gibi şeylerdi ama bazen yöneticiniz belleğinizde olmayan bir işte verebilirdi. Yani hala tüm günü biliyor sayılmazdık. Yükleme tamamlanınca hızla bellek odasından çıktım ve bu sefer yavaş değil hızlı adımlarla asansöre ulaştım. Acele etmeliydim ama hesapta asilerin olduğu bir arşive girmek yoktu ama kimse buna arkasını dönemezdi. Ayakkabılarımı ayağıma giyip yüzümde olduğuna emin olduğum bende bir sorun var ifadesini düzeltmek için derin bir nefes aldım ve gülümseyip kendime her şey yolunda dedim. Söylemezsem kimse bilemezdi. Asansör kapısı açılınca korktuğum oldu ve t-242yi masamın başında ayakta dururken gördüm. Asansörün sesiyle bana doğru döndü ama bu seferde ben olduğum yere çakılmıştım. Beni görünce

"Neredeydin sen? Toplantı bitti ve burada beni beklemen gerekiyordu." Dedi. Çok güzel düşünebildiğim kadar hızlı düşünmeliydim. Asansörü çağırdığımda sıfırdaydı yani teknik ekip buraya gelmeden çıkmış olmalıydı. T-242'nin toplantı yaptığı ekipte o burada olduğuna göre gitmişti.

"-4'teki teknik ekip sigorta panellerinde bir eksik olduğunu aşağıya inmemi söylediler. Onlara bakmaya indim." Dedim. Umarım yalanım ortaya çıkmazdı. Az önce bir oyuncağın asla yapmadığı ve yapmayacağı bir şeyi daha yapmıştım. Yalan söylemiştim. Söyleyemem sanıyordum ama şaşırılacak derecede soğukkanlı kalmayı başarabilmiştim.

"Eksik mi? Ne eksiği varmış?" dedi t-242 anlamayarak. Eksik pek görünen bir şey değildi buralarda ama bundan daha iyi bir yalanım da şu anda yoktu.

"Kablolardan biri yanmış değiştirmek için yedek malzeme dolabını bulamamışlar eksik olarak raporlayacaklardı ama sanırım yeri değişmiş. İndiğimde buldum bir sorun yok. Onlarda zaten işleri bitince gittiler." Dedim aynı soğukkanlılıkla. Eğer yalan oyuncağı olsaydı o işte çok iyi olurdum. T-242 anladım dercesine kafasını salladı.

"Evet diğer ekipte şimdi çıktı. Neyse ki inip hallettin raporlasalardı sıkıntı çıkardı. Aferin ilk gününde iyi iş çıkardın." Dedi. Hak etmediğim bir övgüyü tek bir yalanla almıştım. Kadını kandırmakla kalmadım bir de gözünde kademe atlamıştım. Ona tebessümle karşılık verdim ve

"Teşekkür ederim. Toplantı bittiğine göre çıkabilirim sanırım." Dedim. Bir an önce buradan çıkmak istiyordum. Hele ki cebimde okumam için beni bekleyen büyük bir gizem varken. Kendimi t-6'nın yazdığı o polisiye romanlardan birinin sonunu okuyor gibi hissettim. Birazdan bütün sırrı öğrenecektim.

"Çıkabilirsin. Bu arada biraz rengin kaçmış gibi sanırım hasta olmak üzeresin bugün sağlık ocağına uğra hastalanmanı istemeyiz." Dedi. Hastalıkla tamamen alakasız başka bir nedeni vardı rengimin ama bunu söyleyemezdim. O yüzden sadece

"Evet haklısınız bugün uğrayacağım." Dedim. Şimdi bir de sağlık ocağı uğramam gerekiyordu. Muayene olduktan sonra raporum müdürüme gelecek ve çalışabilir olduğum ona rapor edilecekti. Gitmezsem bu olmazdı ve gitmediğim anlaşılırsa şüphe çekerdim. Şu an şüphe en son ihtiyacım olan şeydi.

"İyi günler." Dedim ve kısa bir tebessümden sonra arkamı dönüp asansöre bindim. Arkama bakmadan terk etmiştim orayı. Binadan çıkarken de sağlık ocağına giderken de aklım sadece cebimde duran kağıtlardaydı. Hiç görmemem gereken bir şey görmüştüm. Hiç anlamam gereken şeyleri anlamaya başlamıştım ve bunların hiçbiri benim seçimim bile değildi. Herkes gibi olduğum bir gün öncesine geri dönmek istiyordum. Şu bir günde yaşadıklarımı daha ne kadar kaldırabilirim emin değildim. Üstelik ben ne kadar uğraşırsam uğraşayım bedenim benden bağımsız tepkiler veriyor ve bu durumu gizleyebilmemi imkansız hale getiriyordu. Bir şeyler yapmalıydım. Kimse ne olduğunu anlamadan onlardan biri olmaya devam etmeliydim. Asilerden biri olmaya hiç niyetim yoktu.

Sağlık ocağına geldiğimde içeride sıra bekleyen birkaç oyuncak vardı. Genelde basit şeyler için gelirdik. Grip ya da hafif öksürük. Spor oyuncakları kas ağrıları için gelirlerdi. Tedavi edilemeyecek kadar hasta oyuncak pek olmazdı ama olursa kimse onlar için kaynaklarını tüketmek istemezdi. İmha edilirlerdi. Aklıma takılan soruyla duraksadım.

Peki o oyuncakların Tanrılarına ne olurdu?

Yine aynı şeyi hissettim. Gökyüzüne bakıp renginin hep öyle mi olduğunu düşünürken hissettiğim şeyi. Kafamdaki bir kilidin daha açıldığını. Bu hiç iyi değildi. Bu histen sonra pek iyi şeyler olmamıştı. Bekleme salonundaki ekrana seri numaramı girdikten sonra sıranın bana gelmesini beklemeye başladım. Burada birkaç doktor vardı. Küçük hastalıklar için kullanılan bir yerdi burası. Büyük hastanelerde daha fazla oyuncak çalışırdı. Bir kere gitmek zorunda kalmıştım. Burnum kırılmıştı ve sağlık ocağının yapabileceği bir şey yoktu. Hastanede ameliyat edilmiştim ve birkaç gün kalmam gerekmişti. Çok büyük bir binaydı ve çok sessiz. Kocaman bir odada tek başıma birkaç gün geçirmiştim. Bütün gün hiç konuşmadan durduğum olurdu. O zamanlar çok uzun gelmemişti ama şimdi… nasıl durabilmiştim? Orada olduğum her dakikayı sanki şimdi hissediyordum. Burnumda nefes almamı engelleyen bir tamponla tam olarak uzanmadan kafam dik bir şekilde günlerce durduğum her saniye sanki şimdi hafızama geliyordu. O gün hissetmem gereken her şeyi şimdi hissediyordum. Nefes almakta zorlanmaya başlamıştım. Burnumda tekrar tamponlar var gibi nefes alamıyordum. Kimse fark etmesin diye belli etmeden ağzımı açtım. Ağzımdan sakin nefesler almaya başladım. Dizlerim titriyordu. Karnımın üzerindeki o his geri gelmeye başlıyordu. Sakinleşmek için iki derin nefes aldım. Şu an burası hiç yeri değildi. O günleri düşünmeyi kesmen gerekiyordu. Başka şeylere odaklanmalıydım. Ellerime baktım. Ellerimin üzerindeki çizgilere odaklandım. Her çizgiyi ezberleyecek kadar uzun bakmıştım ve işe yaramıştı. Tekrar nefes alabiliyordum. Sadece on dakikadır burada oturuyordum ama bana bir asır gibi gelmişti.

"Miden mi bulanıyor?" yanımdan gelen sesle irkildim ama kendimi o kadar kasmıştım ki bunu bile belli edemedim. Sadece sağıma döndüm. Yanımda muhtemelen henüz öğrenci olan bir oyuncak vardı. Üzerinde kırmızı bir üniforma vardı. Bu öğrencilerin rengiydi. Ona bir şey belli edemezdim. Bu yüzden ufak bir tebessümle

"Nerden anladın?" dedim. Dışarıdan tuhaf görünen her hareketimi bilmem gerekiyordu. Bilmem ve bunu yapmayı bırakmam.

"Ağzından derin nefes aldığını gördüm de. Midem bulanınca bende aynısını yaparım." Dedi. Bir tuhaflık olduğunu anlamamıştı. Neyse ki.

"Evet biraz hasta hissediyorum." Dedim. Boğazım kurumuştu ve çok fazla konuşacak durumda da değildim ama yanımdaki oyuncak konuşmayı seven biriydi belli ki.

"Bu günlerde bende hastayım bu hafta buraya üçüncü gelişim." Dedi. Haftada üç kez gelmek hiç iyi değildi. Daha önce üç kez gelen bir oyuncağa rastlamamıştım. Bu yüzden nedenini merak ettim.

"Üç mü? Neyin var ki?" dedim. Umarım bu merakımın da sonu da kötü bitmezdi.

"Bilmiyorum ki. Geçen gün eğitim sırasında merdivenlerden düştüm kafamı çok sert çarpmışım sanırım. Hastaneye gittim. Düzeldim sonra ama bir hafta önce olmayan bir şey gördüm." Dedi. Son söylediğiyle vücudum resmen yay gibi gerildi. Bu merakımın sonu da iyi bitmeyecekti.

"Nasıl bir şey?" dedim kendime engel olamadan. Etrafımıza bakıp bana doğru biraz eğildi.

"Kafasından kanlar akan bir kadın gördüm. Sadece bir anlık bir şeydi ama çok tuhaftı. Sanki o kadın…" duraksamasıyla devamında söyleyeceklerinden hiç hoşlanmayacağımı anladım ama yine de duymak istiyordum.

"Sanki o kadın bendim." Dedi. Yalnız değildim. Benim gördüğüm kız da bendim. Bana benzemeyen bir versiyonumdu ama bendim işte. Bir şekilde bundan emindim. Şimdi bu oyuncakta benimle aynı şeyi yaşadığını söylüyordu. Doktora bunları anlattıysa nasıl hala burada olabiliyordu?

Belki de bu sandığım kadar büyük bir problem değildi. Belki de tedavi edilebilen bir şeydi.

İçimin rahatladığını ve gerilen vücudumun gevşediğini hissettim. Omuzlarımdan bir yük kalkmıştı sanki.

"Peki düzeldin mi? Yani doktora bunun için geldin değil mi?" dedim. Ya bunun için gelmemişse.

"Evet. Bana bir ilaç verdi ve gitmemi söyledi sonraki iki gün iyiydim ama iki gece önce uykuda çok tuhaf bir şey oldu. Yine aynı kadını gördüm. Bana bir şey söyledi ve ben gerisini hatırlamıyordum. Uyandığımda farklıydım." Dediğinde tekrar gerilmeye başladım. Aynı şeyleri yaşayan başka bir oyuncak daha olduğuna inanamıyordum.

"Sonra ne oldu peki?" dedim. Doktorun ne yaptığını bilmem gerekiyordu.

"Sonra tekrar buraya geldim. İlacın yan etkisi olduğunu söyledi. Benden kan aldılar sonra taramaya girdim ve bugün için tekrar gelmemi söyledi. Muhtemelen yine ilaç verir." Dedi. Yan etki falan değildi. Ben bir ilaç içmemiştim ve aynı şeyleri yaşamıştım. Yalan söylüyorlardı. Neden yalan söylemişlerdi. Gerildiğimi ona belli etmemek için tebessüm ederek

"Muhtemelen." Dedim. Bu oyuncak içeriden çıktıktan sonra ne yapacağıma karar verecektim. Eğer düşündüğümün aksine bu tedavi edilebilir bir şeyse beni de düzeltebilirlerdi. Ya değilse…

Bunu şimdi düşünmeyecektim. Karşımızdaki kapının açılmasıyla içeriden doktor önlüklü biri çıktı. İçeride bir oyuncak yok muydu? Neden hasta var yazısı yazıyordu kapıda. Sıra yanımdaki oyuncağa gelmiş olacak ki

"Benim sıram." Dedi ve yüzündeki sıcak tebessümle yanımdan kalkıp kapıyı açtı. Açtığı kapıdan içeri baktığımda adete buz kestim. Doktorun arkasında ayakta dikilen oyuncağı tanıyordum. Bu oyuncağı Zatvorda görmüştüm. Bize tesisi gezdiren oyuncaktı bu. İçeri giren oyuncağı durdurmak istedim ama artık çok geçti. İşi bitmişti. Onu kurtaramazdım. Daha çok gençti. Her şeyden habersiz bu oyuncaklara güvendiği için birazdan imha edilmeye götürülecekti. Her şey tam olarak sandığım gibiydi. Benim de işim bitmişti. Kimseye güvenemezdim. Kapıyı kapattıktan sonra gözlerimden akan sular geri gelmeye başladı. Burnum sızlıyordu. Derin birkaç nefes aldım. Bunu şu an yapamazdım. Sakin olmalıydım. Benim hala bir şansım vardı. Tek başıma da olsa hala bir çözüm bulabilirdim. Taramaya girdiğini söylemişti. Belki de tarama esnasında ondaki problemi anlamışlardı. Taramaya girersem benimde işim bitebilirdi.

Düşün…

Düşün…

 Birkaç dakika sonra az önce konuştuğum oyuncak yanında Zatvordan olduğuna emin olduğum oyuncakla çıktı. Onu görünce

"Sorun neymiş?" dedim. Belki de bu kadar meraklı olmam dikkat çekecekti ama umurumda değildi. Yüzündeki gülümseme hala yerindeydi.

"Hangi sorun?" dedi. Ne demek hangi sorun?

"Başın ağrıdığı için geldiğini söylemiştin?" dedim. Yanında Zatvordan biri varken bana anlattıklarını bildiğimi söyleyemezdim.

"Öyle mi?" dedi. Kafası karışmış görünüyordu. Neler oluyordu? Yanındaki oyuncak araya girerek

"O iyi hastaneye gitmesi gerek. Hadi gidelim oyuncak." Dedi. Kız tekrar bana dönerek.

"Ben iyiyim. Sende iyi olacaksın." Dedi ve yanımdan ayrıldılar.

Sende iyi olacaksın.

Sende iyi olacaksın.

Nereye gittiğini bile bilmiyordu. Kendi sonuna giderken iyi olacağını zannediyordu. Bu doğru değildi. Bunu hak etmiyordu. Kapının başındaki ekranda kendi seri numaramı görmemle derin bir nefes daha aldım ve titreyen dizlerimi belli etmemek için üstün bir çaba sarf ederek içeri girdim. İçerideki oyuncak az önce bir oyuncağı yok olmaya göndermemiş gibi normaldi.

"Merhaba T-8 şuraya oturabilirsin." Dedi. Nasıl yapabiliyordu? Nasıl bu kadar normal davranabiliyordu?

Dediğini yapıp yan taraftaki sedyenin üzerine oturdum.

"Evet sorun nedir?" dedi. Ufak bir hareketle boğazımı temizledikten sonra konuşabilmiştim.

"Ben biraz hasta hissediyorum. Midem bulanıyor." Dedim. Bir yalan bulacak durumda değildim. Dışarıdan midem bulanıyor gibi görünüyordum sonuçta bunu kullanabilirdim.

"Anladım. Renginde kaçmış. Üşütmüş olabilirsin. Başında dönüyor mu?" dedi ve bilgisayarına döndü. Başım dönüyor desem kesin beni taramaya sokardı. Bu riski almazdım.

"Hayır. Sadece mide bulantısı. Dün parkta otururken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışım. Gece midem bulanmaya başladı." Dedim. Bir şeyler yazdıktan sonra yan tarafındaki bölmeye iki tane ilaç geldi. Cam kapağı kaldırıp ilacı aldı ve bana uzattı.

"Muhtemelen üşütmüşsündür. Bunu yemeklerden bir saat önce al. Bunu da soğuk algınlığı için veriyorum yemekten sonra sadece akşamları bir tane al." Dedi. Bu kadar mıydı yani? Hiçbir şey belli etmeden kurtulabilmiştim. İlaçları alıp

"Teşekkür ederim." Dedim.

"Rica ederim. Görevim bu." Dedi. Kısa bir tebessüm edip odadan hızla çıktım. Vücudum o kadar gerilmişti ki dizlerimin üzerinde zor duruyordum ve gün daha bitmemişti. Kütüphaneye gitmem gerekiyordu. Okuduklarımı anlayabilecek miydim emin değildim ama buna mecburdum.

Yavaşça buradan bir an önce kaçmak istediğimi saklayan adımlarla çıkışa yürürken bana çarpan biriyle geriye doğru sendeleyecekken kolum tutuldu. Karşımda temizlik oyuncaklarından biri vardı. Orta yaşlı bir oyuncaktı ve galiba dalgın olduğum için ona ben çarpmıştım. Tam özür dileyecekken tuttuğu kolumdaki elime bir şey bırakıp.

"Özür dilerim seni görmedim." Dedi ve kolumu bırakarak yanımdan uzaklaştı. Bu neydi şimdi? Kimdi bu oyuncak? Beni mahvedeceğine emin olduğum bir kağıdım daha olmuştu. Kimse görmüş müydü acaba? Çaktırmadan etrafa baktığım birkaç oyuncağın benden uzakta oturduğunu gördüm. Görmüş olamazlardı. Elimi yumruk yaparak kağıdı sakladım ve kendimi köşedeki tuvalete attım. İçeride kimse yoktu. Zaten tek kişilik bir tuvaletti. Hızla elimdeki kağıda baktım. Birkaç kez katlanmıştı. Yavaşça o kağıdı açarken bir şekilde artık eskiye dönemeyeceğimi kabullenmiştim. Kağıttakileri okuduğumda da bundan emin olmuştum. Tekrardan buradaki oyuncaklar gibi olamayacaktım. Artık olamazdı.

"Neler olduğunu öğrenmek için bu gece kapsülüne girme! Uyku binasının arkasındaki kapıda bekle. Her şeyin bir cevabı var."

More Chapters