Varoluşun üst katmanlarında ses diye bir şey yoktu. Çünkü ses oluşmadan önce anlam ölüyordu.
Suko gözlerini açtığında etrafında ne ışık vardı ne karanlık. İkisi de burada geçerli kavram değildi. Sadece katmanlar vardı… üst üste binmiş, birbirini fark etmeyen gerçeklik katmanları.
Suko elini uzattı.
Parmak uçları bir katmana değdi.
Katman anında çöktü. İçinde barındırdığı olasılıklar toz gibi dağıldı. Evren taslakları, yarım kalmış zaman çizgileri ve hiç başlamamış hikayeler… hepsi tek bir titreşimle yok oldu.
Suko ifadesizce baktı.
"Zayıf."
Bir adım attı. Attığı adım mesafe oluşturmadı. Onun yerine üç farklı gerçeklik yön değiştirdi.
Uzaktan bir şey yaklaşıyordu.
Bir varlık değildi. Bir irade de değildi. Daha çok… var olmak istemenin tortusu gibiydi. Sayısız evrenin reddedilmiş ihtimalleri birleşmiş, şekilsiz bir baskı oluşturmuştu.
Alan titredi.
O şey Suko'nun etrafını sardı. Sonsuz ihtimal aynı anda saldırmaya çalıştı. Her biri farklı sonuç üretmeye zorladı.
Ama sonuç oluşmadı.
Çünkü Suko'nun bulunduğu yerde ihtimaller karar veremezdi.
Bir anlığına bütün katmanlar durdu.
Sonra baskı çözüldü.
Parçalanmadı. Silinmedi. Sadece… hiç var olmamış gibi dağıldı.
Suko başını kaldırdı. İlk defa etrafı biraz dikkatli inceledi.
"Demek yukarıda hâlâ hareket var."
Uzayın ötesindeki katmanlar çatlamaya başladı. Çok daha eski… çok daha ağır bir varlığın uyanma belirtisi yayılıyordu.
Gerçeklik, bu sefer bükülmüyordu.
Direkt korkuyordu.
Suko yürümeye başladı.
Ve yürüdükçe… katmanlar sırayla yer değiştiriyordu.
Katmanlar Suko'nun adımlarına uyum sağlarken alt gerçekliklerden biri aniden titreşti.
Bu titreşim bir evrenin doğuşu değildi…
Bir çağrıydı.
Suko durdu. Aşağı baktı. "Dünya" adı verilen katman, diğerlerine göre aşırı kırılgandı. Kurallarla ayakta duran, sınırlarla nefes alan bir yer.
Suko parmaklarını hafifçe kapattı.
Gerçeklik lifleri avucunda toplandı. O lifler titreşti… sonra yeni bir yapıya dönüştü.
Gerçeklik lifleri avucunda sıkışırken titreşimleri düzensizleşti.
Lifler sadece enerji değildi artık… davranış öğreniyordu.
Suko avucunu açtı.
Lifler çözülmedi.
Birbirine bağlandı.
Dolaştı.
Ve ilk kez sabit bir düzen oluşturdu.
"Ham güç… verimsiz," dedi sakin bir tonla.
"Biçim gerekir."
Lifleri ikiye ayırdı.
Bir parça saf kaldı.
Diğeri şekil kazandı.
Saf olan parça titreşerek aşağı katmanlara aktı.
Dünya'ya ulaştı.
Ama düşmedi.
Sızdı.
Dünya — Gece.
Şehirler ışıkla doluydu. İnsanlar normal hayatlarını yaşıyordu. Hiç kimse gökyüzünde görünmeyen çatlakların oluştuğunu fark etmedi.
Öz Akışı ilk kez yayıldı.
Rüzgâr yön değiştirmedi.
Yer sarsılmadı.
Ama insanların içindeki… bastırılmış şeyler kıpırdadı.
Bir hastane odasında, yoğun bakımda yatan bir çocuk aniden gözlerini açtı. Kalp monitörü düz çizgiden normale döndü.
Bir boks salonunda, yıllardır ringe çıkamayan bir adam yumruğunu sıktı. Parmak kemikleri çatladı ama acı hissetmedi.
Bir kütüphanede, kitaplar arasında oturan sessiz bir kız sayfaya dokundu. Mürekkep harfler birkaç saniye yer değiştirdi.
Hiçbiri ne olduğunu anlamadı.
Ama hepsinin içinde aynı şey doğdu.
Öz Akışı.
Üst katmanlarda Suko liflerin yayılışını izliyordu.
"Uyum oranı… kabul edilebilir."
Sonra diğer parçaya baktı.
Bu parça farklıydı.
Yoğundu.
Yoğunluk… irade taşıyordu.
Suko parmaklarını hafifçe döndürdü.
Lif kendi kendine düğümlendi.
Bir çekirdek oluştu.
Çekirdeğin içinde bir siluet belirdi.
Henüz bir beden değildi.
Henüz bir varlık değildi.
Ama doğmaya hazır bir güç odağıydı.
Dünya — Aynı gece.
Şehrin en eski metro hattı yıllardır kullanılmıyordu. Tüneller rutubet kokuyordu. Duvarlar dökülmüştü. Elektrik yoktu.
Tünelin ortasında hava ağırlaştı.
Öz Akışı burada birikmeye başladı.
Duvarlardaki su damlaları havada asılı kaldı.
Zaman birkaç saniye gecikti.
Ses yankılanmadan boğuldu.
Sonra…
Zemin çatladı.
Çatlak ışık vermedi.
Ama karanlık da değildi.
İçinden biri nefes aldı.
İlk nefes… tünelin içindeki oksijeni çekti.
İkinci nefes… Öz Akışını topladı.
Çatlak genişledi.
Ve biri dışarı çıktı.
Uzun boylu bir siluet.
Saçları omuzlarına kadar düşüyordu.
Gözleri tamamen boş değildi… ama ışık taşımıyordu.
Ayakta durdu.
Etrafına baktı.
Duvarlara, yere, zamana…
Sanki her şeyi ilk kez görüyordu.
Elini kaldırdı.
Havaya dokundu.
Öz Akışı parmaklarının etrafında spiral oluşturdu.
Ama kontrol etmeye çalışmadı.
Enerji kendi kendine hizalandı.
"İsim…" diye fısıldadı.
Ses yankılanmadı. Tünel sesi yutuyordu.
Bir saniye düşündü.
Sonra konuştu.
"…Arven."
İsmi söylediği anda Öz Akışı dalgalandı. Tünelin duvarlarında ince çatlaklar yayıldı.
Arven başını hafif yana eğdi.
Enerjinin kendisine tepki verdiğini fark etti.
Ama şaşırmadı.
Sanki bunu bekliyordu.
Üst katmanlarda Suko Arven'i izliyordu.
İlk kez bakışlarında çok hafif… merak benzeri bir şey belirdi.
"Uyum seviyesi… beklenenden yüksek."
Suko elini indirdi.
Gerçeklik lifleri Arven'in etrafında görünmez şekilde kilitlendi.
"İkinci çekirdek… aktif."
Metro tünelinde Arven yürümeye başladı.
Adım attıkça zemindeki toz yerçekimine uymuyordu.
Ayak izleri birkaç saniye sonra oluşuyordu.
Tünelin çıkışına doğru ilerledi.
Durdu.
Başını kaldırdı.
Sanki kilometrelerce yukarıyı… gökyüzünü… ve gökyüzünün üstündeki şeyi hissediyordu.
Üst katmanda Suko ile Arven'in bakışları ilk kez çakıştı.
Fiziksel olarak değil.
Ama kavramsal olarak.
İki güç… aynı sistemin farklı uçlarıydı.
Arven gözlerini kıstı.
"Sen… misin?"
Suko cevap vermedi.
Ama Öz Akışı dünya genelinde bir anlığına hızlandı.
Gökyüzünde görünmeyen çizgiler oluştu.
Bazı insanlar yere çöktü.
Bazıları ilk kez gücünü kontrol etti.
Bazıları korkudan bayıldı.
Sistem… tamamen aktif hale geliyordu.
Suko arkasını döndü.
"Denge başladı."
Ve ilk kez, dünya artık sıradan bir katman olmaktan çıkıyordu.
