Sonraki koridor yine kalabalıktı.
İnsanlar birbirine çarpıyordu, sesler üst üste biniyordu. Suko yavaş yürüyordu. Acele etmiyordu. Zaten hiçbir yere geç kalmış gibi hissetmiyordu.
Tam merdivenlere yönelirken biri yanına geldi.
Shoko.
Elinde defter vardı. Saçını kulak arkasına attı.
"Bugün de bayağı sakin din," dedi.
Suko omuz silkti.
"Normal işte."
Shoko hafifçe baktı.
"Normal mi… bilmiyorum."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra birlikte yürümeye başladılar.
Kalabalığın içinden çıkıp daha boş bir koridora geçtiler. Sesler arkada kaldı. Adımlar daha net duyuluyordu artık.
Shoko bir an durdu.
"Sende bir şey var," dedi.
Suko baktı.
"Ne varmış?"
Shoko cevap vermeden önce düşündü.
"Sanki… her şeyi umursamıyormuşsun gibi değil. Ama… hiçbir şey seni zorlayamıyormuş gibi."
Suko başını hafifçe yana eğdi.
"Zorlayacak ne var ki?"
Shoko hafif güldü.
"Dersler var. Sınavlar var. İnsanlar var."
Suko kısa bir süre sustu.
Sonra düz bir şekilde söyledi:
"Onlar geçiyor."
Bu cevap basitti.
Ama boş değildi.
Shoko bunu anladı.
Bir şey demedi.
Beraber yürümeye devam ettiler.
Okul çıkışı birlikte kapıya kadar geldiler.
Dışarıda hava serindi. Gün batmaya yakındı. Işık daha yumuşaktı.
Shoko çantasını düzeltti.
"Yarın yine gelir misin?" dedi.
Suko baktı.
"Gelirim herhalde."
"Herhalde mi?"
"Üşenmezsem."
Shoko bu sefer net güldü.
"Cidden garipsin."
Suko da hafifçe gülümsedi.
Zorlamadan.
Doğal.
Kapının önünde kısa bir duraksama oldu.
İkisi de aynı anda konuşacak gibi oldu ama vazgeçti.
Sonra Shoko elini hafifçe salladı.
"Yarın görüşürüz o zaman."
Suko başını salladı.
"Görüşürüz."
Shoko yürüyüp uzaklaştı.
Suko arkasından bakmadı.
Ama gitmedi de hemen.
Bir süre orada durdu.
Sonra cebine ellerini koydu, yola çıktı.
Adımları sakindi.
Ama bu sefer… gün diğerlerinden biraz farklı hissediyordu.
Büyük bir şey olduğu için değil.
Küçük bir şeyin… kalmış olması yüzünden.
