Cherreads

Chapter 219 - BÖLÜM 219: İKİZ DİŞ: "VAKUM ADIMI" (KAOSUN İÇİNDEN GEÇİŞ)

🌪️ BÖLÜM 219: İKİZ DİŞ: "VAKUM ADIMI" (KAOSUN İÇİNDEN GEÇİŞ)

Antik Harabeler Bölgesi, Gri Vadi'nin kalbinde patlak veren bir büyü fırtınasının merkeziydi artık. Birkaç dakika önce sadece rüzgarın ıslık çaldığı o yosunlu taşların arasında, şimdi beş yüz öğrencinin hırsı, korkusu ve kontrolsüz manası çarpışıyordu.

Kael Vael'thra, yıkık gözetleme kulesinin dibinde, gölgelerin en koyu olduğu noktada durdu ve derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava temiz değildi; yanık saç, erimiş kaya ve ozon kokusuyla ağırlaşmıştı. Havadaki Tını (Mana) yoğunluğu o kadar artmıştı ki, teninin üzerindeki tüyler statik elektrikle diken diken oluyordu. Yukarıda, o sahte "Mavi Işık" (Hologram) hala tüm ihtişamıyla parlıyor, açgözlü pervaneleri kendine çekiyordu.

Malik, devasa kalkanı Yerkıran'ı sol koluna sabitledi. Kalkanın yüzeyi, önceki savaşlardan kalan çiziklerle doluydu ama duruşu bir dağ kadar sağlamdı. "Yol kapalı Kaptan," dedi Malik, miğferinin altından boğuk gelen bir sesle. "Kanalizasyon girişine giden hat... Oraya bir duvar örmüşler. İnsan duvarı."

Kael, Analiz Refleksi ile önlerindeki kaosu taradı. Harabelerin merkezine giden ana yol, büyü düellolarıyla tıkanmıştı. Bir yanda Ateş Loncası'ndan bir grup, alevden duvarlar örerek diğerlerini engelliyor; diğer yanda Rüzgar Büyücüleri, havada uçuşan kayalarla bir bombardıman hattı kuruyordu. Hedefleri gökyüzündeki ışıktı ama farkında olmadan Kael'in yer altındaki hedefini de bloke ediyorlardı.

"Duvarlar yıkılmak içindir," dedi Kael, Siyah Diş'in kabzasını kavramadan elini kılıcın kınında gezdirdi. "Ama biz yıkmayacağız Malik. Biz, duvarın içindeki çatlak olacağız. Sızacağız."

"Nasıl?" diye sordu Malik. Önlerindeki alana bir ateş topu düştü ve zemini titretti. "Savaşmadan geçemeyiz."

"Savaşmayacağız," dedi Kael, gözlerini kısıp savaş alanındaki hava akımlarını okuyarak. "Onlar birbirleriyle savaşıyor. Biz sadece... aradan geçeceğiz. Hava Formu'na geç. Ağırlığını azalt. Ben yolu açacağım, sen sadece arkamda kal ve kapanan boşluğu koru."

Kael, karnındaki Aura Çekirdeği'ni (Kudret) ateşledi. Biyolojik enerjisi, kanına karışarak bacak kaslarına ve bileklerine aktı. Ancak bu sefer amacı kaslarını şişirmek veya sertleştirmek değildi. Amacı, vücudunu bir tüy kadar hafifletmek ve reflekslerini rüzgarın hızına eşitlemekti.

Kael ileri atıldı. Koşmuyordu. Adımları yere sert basmıyor, sanki zemindeki çakıl taşlarının üzerinden kayıyordu.

İlk engel, yolu kapatan üç kişilik bir "Toprak Büyücüsü" grubuydu. Öğrenciler, yerden çıkardıkları taş sütunlarla kendilerine bir barikat kurmuş, arkasından diğerlerine kaya fırlatıyorlardı. Kael'in yaklaştığını fark ettiklerinde, içlerinden biri bağırdı: "Dur! Burası Toprak Loncası'nın bölgesi!"

Çocuk, asasını yere vurdu. Kael'in koştuğu zemin aniden kabardı ve keskin bir kaya dikiti Kael'in göğsüne doğru fırladı.

Normal bir savaşçı durur, bloklar ya da yana kaçardı. Kael ise hızını kesmedi. Siyah Diş'i kınından çekmedi. Kınlı kılıcı, sol elinde bir denge çubuğu gibi tutuyordu. Kaya dikiti ona ulaşmak üzereyken, Kael "İkiz Diş: Rüzgarın İhaneti" (Wind's Betrayal) prensibini uyguladı.

Kael, kınını mızrak gibi ileri uzattı ve bileğini hızla çevirdi. Kının ucunda, Kael'in fiziksel gücüyle (Kudret) oluşturduğu, gözle görülmeyen ama havayı sıkıştıran bir burgu oluştu. Kın, kayaya çarpmadı; kayanın etrafındaki hava basıncını değiştirdi.

Kayanın önündeki hava aniden vakumlandı. Kaya, bu basınç farkı yüzünden hedefini şaşırdı ve hafifçe sağa yattı. Bu milimetrik sapma Kael için yeterliydi. Vücudunu yana eğerek, taşın sivri ucunun zırhını sıyırıp geçmesine izin verdi ve tek bir akıcı hareketle büyücülerin kurduğu barikatın üzerine sıçradı.

Büyücüler şok içindeydi. "Nasıl..." diyemeden, Kael onların arasından bir rüzgar gibi geçti. Kael, geçerken kınının ucuyla en yakındaki büyücünün diz kapağının arkasına (sinir noktasına) hafifçe dokundu. *TIK.*Çocuk, bacağındaki güç aniden kesilince olduğu yere yığıldı. Kael arkasına bakmadı bile.

"Takip et!" diye bağırdı Malik'e. Malik, kalkanını bir koçbaşı gibi önüne alarak, Kael'in açtığı o anlık panik koridorundan gürültüyle geçti.

Savaş alanının ortasına geldiklerinde kaos daha da arttı. Artık sadece büyüler değil, fiziksel silahlar da çarpışıyordu. Kaen Morlis'in sesi duyuluyordu; "O ışık benim! Yolumdan çekilin sefil fareler!" diye bağırarak önüne geleni yakıyordu.

Kael'in önünü, sırt sırta vermiş iki kılıç ustası kesti. Bunlar Kudret Sınıfı'ndandı (Savaşçı). Kael'i gördüklerinde sırıttılar. "Anomali!" dedi biri. "Puanlarını alalım!"

İkisi aynı anda saldırdı. Biri bacaklara, diğeri boyna. Koordineli bir saldırıydı. Kael durdu. Gözlerini kapattı. Havanın, kılıçların hareketiyle nasıl yarıldığını hissetti. Metal havayı itiyordu. Ve itilen hava, Kael'in cildinde bir basınç yaratıyordu.

Teknik: Vakum Adımı (Vacuum Step).

Kael, sağ elindeki kınlı Siyah Diş'i ve sol elindeki Gölge Diş'i (ikinci silahı) ters tutuşla kavradı. Saldırıyı karşılamak yerine, kılıçlarını saldırının ters yönüne doğru, inanılmaz bir hızla savurdu.

Bu hareket, kılıçların önünde bir hava boşluğu (Vakum) yarattı. Rakip kılıç ustaları, silahlarını savurduklarında bir direnç bekliyorlardı. Ancak Kael'in yarattığı vakum yüzünden, kılıçları boşluğa düştü. Denge merkezleri bozuldu. Kendi ivmeleriyle öne doğru savruldular.

Kael, dengesini kaybeden iki savaşçının arasından, sanki döner bir kapıdan geçermiş gibi süzüldü. Geçerken, dirsekleriyle her ikisinin de ensesine sert, tok birer darbe indirdi. *KÜT. KÜT.*İki öğrenci de yüzüstü yere kapaklandı.

Kael'in nefesi hızlanmıştı ama yorgunluktan değil, odaklanmanın getirdiği zihinsel yükten dolayıydı. Kasları, Kudret ile doluydu. Her hareketi, bir makinenin pistonları gibi kesin ve güçlüydü.

"Az kaldı," dedi Kael, Malik'in yetişmesini bekleyerek. Harabelerin merkezindeki o devasa, yıkık heykelin kaidesi görünüyordu. Mavi ışık sütunu, tam o kaidenin üzerindeki havada asılı duran bir noktadan kaynaklanıyor gibi görünse de, Kael ışığın aslında kaidenin dibindeki paslı ızgaradan yansıdığını biliyordu.

Ancak son engel, en zorlusu olacaktı. Kaidenin önünde, diğerlerinden farklı bir grup duruyordu. Bunlar birbirleriyle savaşmıyorlardı. Sırtlarını kaideye vermiş, yaklaşan herkese koordineli bir şekilde büyü yağdırıyorlardı. Akademi Elitleri. Dört kişiydiler. Bir Su, bir Yıldırım ve iki Savunma (Toprak) büyücüsü.

"Oraya kimse yaklaşamaz!" diye bağırdı Yıldırım Büyücüsü. Havada çıtırdayan elektrik arkları oluşturdu. "Işık bizim!"

Kael durdu. Malik yanına geldi, nefes nefese. "Bunlar organize Kaptan," dedi Malik. "Balyozla girmem lazım. Kalkanlarını kırmam lazım." "Zamanımız yok Malik," dedi Kael. "Eğer savaşa girersek diğerleri de üzerimize üşüşür. Onları... yerlerinden etmeliyiz."

Kael, elindeki kınlı kılıçları beline taktı. İki elini de boş bıraktı. "Beni fırlat," dedi Kael. Malik şaşırdı. "Ne?" "Beni fırlat," diye tekrarladı Kael. "Yükseğe değil. Düz. Onların üzerine. Ama bir mermi gibi. Hızlı."

Malik sırıttı. Kalkanını yere, eğimli bir rampa gibi koydu. "Hazır ol Kaptan." Kael gerildi. Bacaklarındaki tüm Kudret rezervini, patlayıcı bir ivme için hazırladı. Koştu. Malik'in kalkanına bastığı an, Malik kalkanı var gücüyle yukarı itti. Kael, bir mancınıktan fırlatılan taş gibi havaya fırladı.

Elitler, yerden gelen bir saldırı bekliyorlardı. Kael'in havadan, başlarının üzerinden uçarak geleceğini hesaplamamışlardı. "Yukarıda!" diye bağırdı Savunma Büyücüsü, kalkanını kaldırmaya çalışarak.

Kael havadayken, vücudunu bir mızrak gibi gerdi. **İrade Bükümü: Hava Basıncı (Air Pressure).**Kael, kendi etrafındaki havayı iradesiyle ve aurasının yoğunluğuyla ağırlaştırdı. Hızla düşerken, önünde bir hava duvarı değil, bir hava "balyozu" oluşturdu. Elitlerin tam ortasına, kaidenin önüne düştü. Ancak ayakları yere değmeden hemen önce, o biriktirdiği hava basıncını serbest bıraktı.

BOOOOM!

Fiziksel bir patlama değildi bu. Atmosferik bir şok dalgasıydı. Kael yere indiğinde (Süper kahraman inişi değil, enerjiyi dağıtan taktiksel bir yuvarlanma), inişinin yarattığı basınç dalgası, hazırlıksız yakalanan dört büyücüyü de merkezden dışarıya, sağa sola savurdu. Yıldırım büyücüsü kendi elektriğiyle çarpıldı, toprak büyücüsünün duvarı çatladı.

Kael, toz bulutunun içinde doğruldu. Önünde, kimsenin dikkat etmediği, yosun tutmuş, paslı, devasa demir ızgara duruyordu. Izgaranın parmaklıkları arasından, yukarıdaki sahte ışığı yaratan o hileli mekanizmanın soluk parıltısı sızıyordu. Ve daha önemlisi... aşağıdan gelen o rutubet, o çürümüşlük kokusu.

Malik, dağılan büyücülerin arasından koşarak geldi. "Yol açık!" Kael, paslı ızgarayı tuttu. Demir soğuktu ve ağırdı. "Aç şunu," dedi Kael. Malik, kalkanını sırtına asıp devasa elleriyle ızgarayı kavradı. "Demir Deri" aktifleşti, kolları grileşti. *GIIIIRÇ!*Yüzyıllardır açılmamış olan ızgara, Malik'in kaba kuvveti karşısında inleyerek yerinden oynadı.

Aşağıda, zifiri karanlık bir kuyu ağzı açıldı. Yukarıda savaş tüm şiddetiyle sürerken, Kael ve Malik, o karanlık deliğin içine baktılar. "Mavi Işık yalan," dedi Kael, karanlığa bakarak. "Gerçek sınav burada başlıyor." Kael, kendini o karanlık boşluğa bıraktı. Malik peşinden atladı. Izgara, üzerlerine kapandı.

Savaş alanındaki gürültü, bir anda kesildi. Yerini, kanalizasyonun damlayan sularının ve karanlığın o tekinsiz yankısına bıraktı.

More Chapters