Cherreads

Chapter 2 - Gerçek ve Rüya Arasında

Güneş henüz doğmamıştı, ama odamın penceresinden süzülen gri ışık her şeyi net görmemi sağlıyordu.

Hala ellerimdeki kanın tadı vardı. Yavaşça kalktım, aynaya baktım. Dudaklarımın kenarında küçük kırmızı bir iz… ama dudaklarım çatlamamıştı. Tüm bu olanlar, rüyaydı… değil mi?

Tam o anda kapımın önünde bir gölge belirdi.

İlk başta gözlerime inanamadım.

Ama gölgede duran adam… Kael'di.

"Sen… sen gerçek misin?" diye fısıldadım.

Adam titremeden başını salladı.

"Ne kadar inkar edersen et, Lira. Ben buradayım. Ve bunu açıklamam gerek."

Sesi derin ve kararlıydı, ama bir yandan da… korumaya çalıştığı bir yumuşaklık vardı.

"Beni bulmak… neden?" diye sordum. Kalbim deli gibi atıyordu, nefesim kesik kesikti. "Sen rüyamda mıydın? Bana zarar vermek için mi geldin?"

Kael bir adım yaklaştı.

"Hayır. Sana zarar vermeyecek olan kişi benim. Ama bu… senin için tehlikeli olabilir."

"Tehlikeli mi? Rüyamda kan görmüştüm. Kan! Ve sen oradaydın!"

Gözlerimden korku ve öfke karışımı bir ifade okunuyordu.

Kael derin bir nefes aldı.

"Rüyanda gördüklerin sadece rüya değil, Lira. Senin… yeteneklerin uyanıyor. Paralel evrenlerle bağın var. Ve şu an, bu bağ seni koruyor da… aynı zamanda tehlikeye atıyor."

Bir an sessizlik oldu. Yalnızca pencereden süzülen sabah ışığı vardı ve ikimiz de nefeslerimizi dinliyorduk.

İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Kael'in söylediklerini anlamaya çalışıyordum, ama mantığım reddediyordu.

"Yeteneğim? Ne yeteneği?" diye sordum.

Kael yavaşça cebinden küçük, parlayan bir taş çıkardı. Taş… sanki kendi içindeki yıldızları saklıyordu. Işığı bana vurduğunda başım döndü, kalbim daha hızlı atmaya başladı.

"Bu, evrenler arasında geçiş yapmanı sağlayacak… ama bedeli var. Kendini kaybedebilirsin, anılarını unutabilirsin, hatta zamanın akışını bile bozabilirsin. Eğer kontrol etmezsen… öleceksin."

"Ölmek mi?!" diye bağırdım. "Sen deli misin? Ben sadece normal bir kızım! Neden ben?"

Kael bana yaklaşırken gözlerindeki kararlılığı gördüm. Ama bir anlık tereddüt, insanlığını gösteriyordu.

"Çünkü… sen bu evrende sadece bir tesadüf değilsin. Ve evrenler birbirine yaklaşmaya başladı. Senin kalbin… yanlış bir evrene ait, Lira. Bu yüzden tehlike seni buluyor."

Elini bana doğru uzattı. Parmaklarının ucuna dokunur dokunmaz vücudumda garip bir elektrik akımı hissettim. Kalbim çarpıyor, gözlerim kararıyordu. Taşın ışığı parıldadı ve birden tüm oda etrafımızda döndü; duvarlar dalgalanıyor, zamanın kendisi bükülüyordu.

"Tutun!" diye bağırdı Kael, ama taşın gücü öyle büyüktü ki elimden kayıyordu. Kendimi yukarı doğru çekilirken buldum; yerçekimi sanki yok olmuştu. Gökyüzü odama girmiş gibi mor ve kırmızı ışıklarla çevriliydi.

"Lira… sakin ol. Nefesini kontrol et!" Kael'in sesi bir anlık fısıltı gibi kulaklarımda çınladı.

Ama kontrol etmeye çalıştıkça bedenim daha hızlı kayıyor, düşüncelerim bulanıyordu. Düşüncelerim parçalanıyor, rüyam ve gerçeklik iç içe geçiyordu.

Bir anda kendimi bambaşka bir dünyada buldum. Yerde kırmızı ve mor ışıklar parlıyor, gökyüzü ateş ve yıldız karışımı bir renk cümbüşüydü. Rüzgârda fısıldayan sesler vardı. Kalbim deli gibi çarpıyor ama korku ve merak arasında gidip geliyordu.

Kael de peşimden geldi. Elini uzattı ama aramızdaki mesafe ışık dalgalarıyla engellenmişti.

"Burası… geçici bir boyut. Seni test edecek, yeteneklerini göstereceksin. Eğer başarılı olamazsan… burada sıkışıp kalabilirsin."

Korku ve heyecan birbirine karıştı. Ayaklarımı yere basmaya çalıştım ama hissettim ki, artık adımlarım kendi irademle değil, evrenin gücüyle hareket ediyordu. Ellerimden parlayan enerji fışkırıyor, taşın ışığı bana rehberlik ediyordu.

Ve o an bir ses duyuldu; derin, yankılı ve korkutucu:

"Artık oyun başladı, Lira…"

Kalbim, bu boyutta bile hâlâ o adam için çarpıyordu.

Ama biliyordum… Kael ve ben, artık tamamen farklı bir evrende birbirimize bağlıydık.

Ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

More Chapters