Meruk'un düzenlediği orman turları sürekli olarak devam etti.
Hiç yüzük toplayamadıkları günler de oldu, birden fazla kez toplayabildikleri de.
Aralarından hiç yüzük toplayamamış tek kişi ise, iblislerin saçtığı korkuyu ve verdikleri acıyı sonuna kadar tecrübe etmiş olan Izumi idi.
Nagisa, büyük bir farkla en çok yüzük toplayan kişi olmuştu. Her seferinde en kârlı çıkan o oluyordu.
Herkesin gücü bir anda patlamıştı. Nagisa Sarı-Yeşil, Aiko ise Sarı aşamaya ulaşmıştı.
Izumi ise bu süreçte kendisini neredeyse hiç geliştirememişti. Hala Beyaz-Sarı aşamada takılı kalmıştı.
Nagisa ile aralarında devasa bir fark vardı. Nagisa tek başına, Izumi'den yüz tanesini yenecek seviyeye gelmişti. Ortada yüz katlık bir fark vardı!
"Ben bugün gelmek istemiyorum..."
Izumi'nin gelmek istemediğini duyan Meruk, o gün hiç umursamadan Izumi'yi arkada bırakıp diğerleri ile ormana gitmişti.
"Meruk sanki artık bana değer vermiyor. Sırf yeterince güçlü olmadığım için mi yani?" Izumi yetersiz olduğuna inanmak istemiyordu. Bir savaş kaybetmiş olsa pek umursamazdı ancak o savaşa katılmasına bile izin verilmeyecek kadar yetersiz ise, bu durum onu az da olsa sarsacaktı.
"Shun acaba şu anda ne yapıyor..." Hevessizce yeniden Shun hakkında düşündü.
Enma ile şehirden uzak bir yere görev için gidecekleri söylenmişti.
...
Kırsal kesimdeki dağlardan biri.
"Daha ne kadar yürüyeceğiz? Daha fazla dayanamayacağım."
"Biraz daha sabret. Yakında varacağız."
Enma; Shun'u farklı, kırsal bir şehrin dağlarına sürüklemiş ve bir yere ulaştırmak için zorla dağa tırmandırmıştı.
Üstlerinde çok kalın ve sıcaktan kesinlikle koruyacak gibi görünen, kürkten yapılmış giysiler bulunuyordu.
"Ben gerçekten dayanamıyorum." Görüntüsü bulanıklaşmaya, aldığı nefesi hissetmemeye başlamıştı. Dağın neredeyse tepesinde yürüyen Shun için bunun bir çok farklı sebebi olabilirdi.
"İşte geldik." Enma önden gittiği için ilk ulaşan kişi olmuştu. Normalde at kuyruğu yaptığı eflatun saçlarını çözmüştü ve dağın karlı rüzgarlarında dalgalanırken zarif bir görüntü yaratıyorlardı.
"Burası..." Nefes nefese kalmış olan Shun ileriye dikkatlice baktığında bir çok kış soğuğuna dayanıklı odundan kulübe ile karşılaştı.
Bunlar da neyin nesiydi? Kim böyle bir dağın zirvesinde yaşardı?
"Seninle önümüzdeki bir haftalık süreç boyunca burada çalışacağız. Bu dağdaki mağaralar için köy halkından pek çok şikayet gelmiş. Burası oldukça büyük yani seninle epey bir yorulacağız. Kendini şimdiden hazırla!" Enma, enerjik bir ruh hali ile Shun'u heyecanlandırmaya çalıştı.
"Sorun değil." Diyerek usluca başını salladı Shun. Şikayet etmiyordu ancak çok da memnun değildi. Soğuğu sevmezdi.
Kulübelerden birine girdiler ve üstlerindeki kalın giysileri yataklarının üzerine bıraktılar. Evin içinin en ucunda görkemli bir şömine bulunuyordu ve bütün evi ısıtıyordu. Şöminenin sağ ve solunda köşelere dayatılmış iki adet de yatak vardı. Oldukça ucuz duruyordu ve muhtemelen pek de rahat değillerdi.
"İlk göreve yarın sabah saatlarinde başlayacağız, tamam mı?"
"Tamam."
Shun tekrar Enma'yı onayladıktan sonra evlerinin kapısı yüksek şekilde tıklatılmaya başladı.
Sanki bu bir tıklatma değildi, birisi kapıyı resmen yumrukluyordu!
Tak, tak, tak, tak!
Enma kapıyı açarken gardını koruyordu. Ani herhangi bir saldırıya karşı tetikteydi.
Kapıyı açtıktan sonra karşılaştığı şeyi görünce gözlerini devirip iç çekti.
"Enmaaa! Ne yapıyorsun burda bakiyim? O arkandaki de kim? Arkadaşın mı? Sevgilin mi? Ama o daha bir çocuk bunu nasıl yaparsın!"
Kaslı kolları ve açık kırmızı saçları ile bir adam içeriye daldı. O kadar dikkat çekiyordu ki bu havada kısa kollu ile dolaşacak kadar çatlak birisiydi.
"Küçük çocuk, seni kurtarmamı ister misin?" Kırmızı saçlı adam doğrudan Shun ile konuşmaya başladı. Durumun absürtlüğü yeterli değilmiş gibi bir de işin içine dramatiklik kattı.
"Kes şunu, Mike. Bir tanıdığım o benim. Görev için buraya geldik. Tıpkı sizin gibi. Ama sen bunu zaten biliyordun." Enma bunu söyleyince Shun'un gözleri parladı ve "Pekala..." diye mırıldandı.
"Ah, haklısın sanırım. Akari, içeriye gel hadi utanma!" Adamın koca ve kaslı cüssesinden olacak ki arkasında duran öğrencinin varlığı bile bilinmiyordu.
Kapıdan içeri girince Shun şaşırmıştı. Bu çocuk oldukça yakışıklıydı.
Kömür siyahı saçları ve kan kırmızısı gözleri ile oldukça asil duran Shun, kesinlikle çok yakışıklıydı.
Ancak içeri giren çocuğun yanında yakışıklılığı sanki bir kademe düşmüştü.
Çocuğun bordo renkli diken diken saçları vardı. Gözleri koyu yeşildi ve bir zümrüt gibi parlıyorlardı. Sol gözünün altında bir ben bulunuyordu ve yaşına rağmen onu oldukça çekici kılıyordu.
Üstündeki giysiler uzun kollu ince kumaştı. Ustası gibi kısa kollu giymiyordu anlaşılan. Çocuğun yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Sadece ciddi bir hava yayıyordu.
"Selamlar." Çocuk oldukça saygılı şekilde içeridekileri selamlarken öne eğildi.
"..." Shun ve bordo saçlı çocuk birbirlerine bakarlarken bir sessizlik oluştu.
"Hadi, konuşun kaynaşın ne bakıyorsunuz!" Mike, yapılı kollarını umursamazca savurdu ve bordo saçlı çocuğu sırtından ittirerek Shun'a doğru yaklaştırdı. İki yataktan birisinin üzerine oturdular ve birbirlerini tanımaya çalıştılar.
Enma, Mike'dan bıkmış gibiydi. Susmak bilmez gibi durmadan konuşuyordu.
"Senin adın ne?" Shun bu soruyu çocuğa yöneltti ve çocuk adının Akari olduğunu söyledi.
Mike ile zorlu bir mücadele olması adına buraya gelmişler. Mike onun öz abisiymiş. Aralarındaki yaş farkı ondan fazlaymış.
"Saç renklerinin tonuna kadar her şeyleri zıt olan bu iki kardeşe, "kardeş" demek oldukça zor." diye düşündü Shun içinden.
Gerçekten de öyleydi. Mike gibi görgüsüz ve umursamaz birinin yanında Akari, iyi eğitilmiş bir soylu gibi kalıyordu.
Biraz zaman geçtikten sonra birbirleri ile daha rahat konuşmaya başladılar.
"Ben henüz Sarı-Beyaz aşamayım. Yakın zamanda Sarı olacağıma inanıyorum çünkü çok uzun zamandır bu aşamada takılı kaldım."
Akari Shun'u dinlerken herhangi mimik oynatmadı fakat tüm dikkati ile Shun'u dinlediği besbelliydi.
"Peki ya senin aşaman ne? Muhtemelen benden yükseksindir." Shun nazikçe kıkırdarken konuştu. Alçakgönüllü olmaya çalıştı.
"Sarı-Yeşil aşamadayım." Akari bu sözleri amansızca dile getirdi.
Sarı-Yeşil mi? Bu çocuk Enma ile aynı seviyede miydi? Bu çok aşağılayıcıydı!
"Bu... İnanılır gibi değil. Benimle neredeyse aynı yaşta olmana rağmen hemde." Shun gerçekten çok şaşırmıştı. Bu çocuk, Akari, şimdiden Sarı-Yeşil aşamadaydı. Gelecekte son aşama olan Siyah'a ulaşma potansiyeli bile olabilirdi.
Peki ya, Mike'ın aşaması ne? Seninkisi bile Sarı-Yeşil ise onu hayal edemiyorum."
"O da Sarı-Yeşil."
"N-ne?" Akari, şaşırılması gereken sözleri çok normalmiş gibi dile getiriyordu. Bu çocuk daha on bir yaşındaydı. Şimdiden yirmili yaşlarındaki abisi ile aynı seviyeye ulaşmıştı. Nasıl bir potansiyeldi bu böyle?
Yüzük mü kullanmıştı? Sağlam bir yüzük elde edebilirse saniyeler içerisinde o aşamaya ulaşması zor olmazdı. Nereden bulabilirdi ki? Satın mı almıştı? Düşünceler Shun'un kafasında dönüp duruyordu. Bu çocuğun kendi emeği ile Sarı-Yeşil aşamaya ulaştığına öylece inanmak istemiyordu.
Hemen ifadesini düzeltip soğukkanlılığını korumaya çalıştı. Kendi hakkı veya değil. Karşısındaki çocuk bir şekilde Shun'a devasa bir fark atmıştı.
"...ve Akari o iblisi de tek başına öldürdü. H-hey sen beni dinliyor musun?" Durmadan konuşan Mike'ın karşısında Enma uyuyakalmıştı. Shun, bu süreç boyunce Enma'nın bir kez bile konuştuğunu görmedi. Mike fırsat vermediği için olacak ki Enma gibi olgun birisi bile acayip sıkılmıştı.
"Neyse o zaman biz kalkalım. Akari, gel hadi."
Akari yatağın üzerinden sakince kalktı ve tempolu adımlar ile Mike'ın yanına yaklaştı. İkisi beraber kapıdan çıkarken Mike "Kendinize iyi bakın!" diye bağırdı. Akari de son kez arkasına bakıp Shun'a sakince el salladı.
İkisi gittikten sonra evde yine Shun ve Enma kalmıştı. Shun, sandalyenin üzerinde uyuyan Enma'yı uyandırmak için hafif adımlarla yaklaştı.
"Enma, burada uyumamalısın." Sandalyenin üzerindeki Enma'yı omzundan iterek uyandırdı. İkisi de evin iki köşesinde bulunan yataklara yattılar ve uyudular.
...
Sabahın daha ilk saatleriydi. Enma shun'u uyandırmıştı. Evin kapısında duruyor, çıkmak için hazırlanıyorlardı.
"Bu arada hayatında muhtemelen ilk kez mağaraya gireceksin. Şunu bilmelisin ki dağda yaşayan canlılar daha önce hiç karşılaşmadığın türden olabiliyorlar. Bu yüzden kendini hazırla!"
Enma evden çıkarken yine heyecan dolu bir gülümseme ile Shun'a seslendi. Ellerine mor renkli eldivenler giymişti ve Shun'un hazırlanması için kapıda beklerken dışarıyı seyrediyordu.
"İblisler sadece ormanda yaşamazlar. Farklı yaşam koşullarına göre farklı evrimleşmiş pek çok iblis bulunur. Ayrıca dağın içine girdiğimiz zaman tek sorunumuz iblisler olmayacak."
Enma konuşmasına hemen son vermeden devam etti.
"Normalde pek karşılaşmayız ancak köy halkının dediğine göre mağaralardan düzenli olarak çıkan bazı canlılar her hafta ölüme neden oluyorlarmış."
Shun, kafasını yana yatırdı ve Enma'yı dinlemeye devam etti.
"Öyle bakma da gel hadi. Çabucak halledelim ki ablan Shiki'nin doğum gününe yetişelim. İki hafta kadar olmalı yanlış hatırlamıyorsam."
Shun onaylarcasına yüzünde bir tebessüm ile başını salladı.
Evden dışarı çıktığında ilk geldikleri gibi bir kar fırtınası ile karşılaşmadı. Kar yağıyordu, ancak o zamana kıyasla çok daha az ve sakindi. Güneş ile birleşince güzel bir görüntü bile yaratıyordu.
Dağın tepesinde ilerlemeye başladılar. Birkaç küçük mağaraya girdiler fakat buldukları tek şey içi boş kemik ve iskeletler oldu. Biraz daha ilerlediklerinde karşılarına devasa bir mağara çıkmıştı. Girişi bile o kadar büyük ve karanlıktı ki içinde bir dev yaşıyor olabileceği akıllara geliyordu.
"Cidden buraya mı gireceğiz?" Shun biraz tereddüt etmişti.
"Neden, korktun mu yoksa?" Enma Shun'un omzuna hafifçe vurdu ve sırıttı.
"Heyy siz de mi burdasınız?" Enma, arkadan gelen bu sesi duyunca yeniden gözlerini devirip iç çekti.
Mike, kısa kollu kıyafeti ile yeniden yanlarına geliyordu.Fırtına olmasa bile hava soğuktu sonuçta dağın tepesindelerdi. Yani Mike'ın bu şekilde giyinmesi onu oldukça absürt gösteriyordu.
"Siz buraya girdiniz mi?" Enma eli ile mağarayı işaret ederek direkt konuya girdi ve Mike'a bir soru yöneltti. Yanındaki Akari'yi de bu sefer farketmişti.
"En son girdiğimizde kaybolduk. Bu yüzden bu sefer işaret koyarak ilerleyeceğiz. İsterseniz siz de gelin." Mike, Shun ve Enma'yı doğrudan davet etti.
"Olur, gidelim." Normalde tereddüt eden Shun Mike ve Akari'yi farkedince girmekten pek de çekinmedi. Bunun sebebi kendi gururunu korumak için mi yoksa onların gücüne güvendiği için miydi bilmiyordu.
Shun'un gitmekte kararlı olduğunu gören Enma bir kez daha düşündü ve sonunda gitmeyi kabul etti.
Girişte buz sarkıtları bulunuyordu. Duvarlar donmuştu ve zeminde kar vardı. Giderek karanlıklaşan mağarada en sonunda hepsi önünü göremez olmuştu.
Huuuf!
Shun, aniden yanında büyük bir ışık ve ardından gelen ısıyı hissedince tepkisiz kalamayıp geri çekildi.
"M-mike?!" Mike'ın bedeni bir anda alev almıştı. Ancak Mike gülümseyerek yürümeye devam etti.
Anlaşılan Mike, bir ateş türü bozerdi. Kendisini yakarak bir ışık kaynağı haline gelmişti. Ancak bu da neydi? Hiç acı hissetmiyor muydu?
"İleride yol ikiye ayrılacak. İlk işareti buraya yerleştiriyorum." Akari, sert bir ton ile konuştu ve hemen ardından yere sıkı bir yumruk indirdi. Yerde orta boy bir göçük oluştu ve yumruk ile her yöne doğru soğuk bir rüzgar esti.
Akari anlaşılan bir rüzgar türü bozerdi. Shun kan, Enma buz, Mike ateş ve Akari de rüzgar türüydü.
Bir kaç saniye sonra karşılarında iki adet tünel belirdi.
"Önceki sefer sağ tarafı seçmiştik. Hem kaybolmuştuk hem de çıkmaz sokaktı. Üç beş iblisten başka bişey yoktu. Bu sefer sol olsun." Mike hızlı adımlar ile kimseyi dinlemeden soldaki tünele girdi. Akari hemen arkasından onu takip etti.
"Ah, şu aptal." Enma, elini alnına koydu ve Shun ile beraber öndeki Mike'ı takip ettiler.
Attıkları adımların sesi durmaksızın yankılanıyordu. Kendi konumlarını çok belli ediyorlardı ancak bu kimin umrundaydı? Belki Enma ve Shun hatta Akari bile bu durumdan rahatsız olsa Mike yine de keyfinden ödün vermeyecekti. Sırf biraz güvende olmak için yavaş ve dikkatli adımlar atmak ona çok saçma ve verimsiz geliyordu.
"Bu tünel oldukça uzunmuş, değil mi?" Mike yüksek ve görkemli sesi ile konuştu. Sesi mağaranın sonuna kadar ulaşmış olabilecek kadar yüksek ve temizdi.
Yaklaşık yirmi dakikadır yürüyorlardı. Normalde soğuktan dolayı şimdiden pes etmeleri gerekirdi ancak en önden yürüyen Mike herkes için bir ısı ve ışık kaynağı oluyordu.
Dar tüneller zamanla genişledi ve oldukça ferah bir ortam yarattı.
Birkaç saniye bu geniş yollarda yürüdükten sonra Mike aniden durdu.
"Sen de hissettin değil mi, Akari?"
"Evet."
Akari kaslarını çattı ve yumruklarını sıktı. Mike ise hala ağzını biraz açmış şekilde gülümsüyordu.
Shun ve Enma ise tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
"Sağımızdalar. Solumuzdalar. Üstümüzdeler. Arkamızdalar. Görünüşe göre etrafımız sarıldı." Mike gözlerini hafif kısarak bulundukları durumu bildirdi.
Tüneller genişledikten sonra Mike'ın bedeninden çıkan alevlerin saçtığı ışıklar onlardan uzakta olan duvarlara yetişmiyordu. Orada ne olduğunu kısmen görebiliyorlardı fakat anlam veremiyorlardı.
Shun hızlıca arkasını döndüğünde ilk kez gördüğü bir canlı ile karşılaştı.
Canlının boyu uzun değildi. Shun'un göğsünü biraz geçiyordu. Uzun ve ince, tel tel bir sürü bacağı vardı. Bu bacaklar elastik değildi, tıpkı sinek bacakları gibiydiler. Fakat bir insanın parmakları kadar da kalındılar. Bacakların çıktıkları yer ise yamuk bir başın boynuydu.
Canlının başı hiçbir geometrik şekle benzemiyordu. Üzerinde avuç içi büyüklüğünde birkaç adet kırmızı yuvarlaklar vardı. Bunlar anlaşılan onun gözleriydi.
Başının ortasının biraz altında ise sıradan bir insan ağzı vardı. Başına kıyasla oldukça küçüktü ve çok ürkünç duruyordu.
Shun tekrar etrafına baktığında ise bu canlıdan her yerde olduğunu gördü. Tavanda, sağda, solda arkasında... Sayıları yirmiden fazlaydı. Saldırmak için biraz çekiniyor gibiydiler ancak Shun ve yoldaşlarını öylece bırakmayacakları kesindi.
"SHUN DİKKAT ET!"
Tavandaki canlılardan bir tanesi direkt Shun'un kafasına doğru ivmelenerek düşüyordu ve bunu ilk farkeden Enma oldu.
Ancak Enma tepki verene kadar canlı, Shun'un kafasına yaklaşmış, insansı ağzını biraz açarak sivri dişlerini ortaya çıkarmış ve Shun'un alnına bu sivri dişlerini geçirmişti.
*************************************************
