Cherreads

Chapter 2 - Babaanne?

"Zihninin en derinliklerine kadar inmiş ve adını orada bulmuştur herhalde." Dedi beyaz saçlı olan. "Siz zihinde mi okuyabiliyorsunuz?" Diye sordu Jane "Daha bilmediğin onlarca yeteneğimiz var Jane, ve bilmek istemediğin kadar güçlüler." Dedi siyah saçlı olan "Tamam kardeşim hadi onu korkutalım." Dedi beyaz saçlı olan. Siyah saçlı olan "Sen yap ben üşeniyorum." Diye belirtti. "O zaman tek yaparım bende." Dedi ve elini havaya kaldırdı. Havada var olan enerji bir anda minicik nohut tanesi kadar küçük bir hale büründü ve mor bir renk aldı,sonra birden kayboldu. O yıkık dökük binanın içinden birden çok güzel bir kadın çıktı. "Yemin ederim bir daha onu durduramayacağım ve binam yıkılacak. Zaten çok güçlü birşey,atalarınızdan beridir o topla uğraşıyorum ama hala yapamıyorum." Dedi kadın. Jane birden hatırladı ve kitabın 122. Sayfasını açtı, tam karşısında duruyordu Mary Marilyne. Ailesindeki en eski kişilerden biri ve portresi ile neredeyse aynı duruyordu,sadece burnu biraz daha küçük idi. "Sen kimsin?" Diye mırıldanarak sordu Mary "Sende kendi auramdan seziyorum, neden?" Jane lafa daldı "Sizin büyük büyük torununuzum." Mary şaşırmadı "Ha! Dünyada bir oğlumu bırakmıştım. Demek soyumu devam ettirebilmiş ha? Biraz zayıf biriydi ama." Jane gerçekten şok içerisinde idi. Önce Atlantik'i buldu ve sonra en eski aralarından olan Mary Marilyne ile tanıştı. Bugün gerçekten çok şaşırtıcı bir gündü. "Neyse saat gerçekten geç olmaya başladı, hadi Mary sende evine git." Dedi siyah saçlı olan kardeş arkasına dönerek "Siz gidin ben kendi evime sonra gideceğim." Dedi. "Tamam bize sıkıntı olmaz ama çok geç olmadan git. Hadi kardeşim bizde gidelim." Dedi yine siyah saçlı olan "Ama bugün misafirimiz var." Dedi beyaz saçlı "O zaman yolda konuşuruz." Dedi siyah saçlı olan (yazar siyah saçlı kardeş ve beyaz saçlı kardeş demekten sıkıldığı için birazdan onlara isim verecek) Yine oldu, beyaz saçlı kardeş Jane'in elinden tuttu ve birden havalandılar ama bu sefer daha hızlıydılar galiba evleri biraz uzaktaydı. "Senin adın ne?" Diye sordu Jane beyaz saçlı kardeşe. "Ben Solarius, kardeşim Umbryx. Biraz değişik isimler ama anlamlılar."

Jane kafasını öne çevirdi, ikizlerdi ama çokta benzemiyorlardı "Peki anlamları ne?" Hafif gülerek cevap verdi Solarius "Benim adım sonsuz güneşi kardeşimin adı ise sonsuz gölge anlamına gelir. İkimizde Yin ve Yang gibi birbirimizi tamamlıyoruz, yani herkes öyle der ama kardeşim Yang'a göre biraz daha iyi. Hani der ya iyiliğin içindeki kötülük ve kötülüğün içinde ki kötülük, hah! Biz işte oyuz." Jane Solariusa uzun uzun bakınca gözlerini gördü. Sapsarı gözleri bir ejderhayı anımsatıyordu, derken arkasında sarı gözlü beyaz bir ejderha gördü ama gerçek değildi bu hayaldi sadece Solarius'un yansımasıyd. "Gözlerin, gerçekten çok güzeller." Dedi Jane "Haha! Bizim soyunuzdan gelen kişiler gözü rengini istediği gibi değiştirebilir, ama bu bazen duyguya göre de değişebilir. Mesela kardeşim mor kullanmayı sever."

Jane ve Solarius göz göze geldi,Solarius'un gözüne kırmızılık girdi ama hemen geri sarıya döndü. Solarius hemen kafasını önüne döndürdü. "Peki kırmızı neyi ifade ediyor?" Çünkü Jane merak etti "Karşıdaki kişiye olan ilgiyi temsil eder (romantik anlamda ama bunu açıklamaz) Niye gözüm kırmızı mı oldu?" Jane az ileride bir yapı gördü ve gerçekten güzel bir eve benziyordu. "Şu sizin eviniz mi? Gerçekten güzel görünüyor." Diyerek konuyu değiştirdi.

O evin önünde indiler ve uzaktan göründüğünden daha büyük gözüküyordu. "Ee? Beğendin mi evimizi?" Diye sordu Umbryx "Evet Umbryx, gerçekten güzel bir eviniz var."dedi ve içeri girdi.Şaşıran Umbryx "Ona adımızı mı söyledin? Ya dışarı çıkarsa? Ya bizi yukardakilere söylerse?" Solarius aurasını açtı bir anda. Sanki yer sarsıldı ve deprem oldu. "Çıkamaz!" Dedi sakince, ama gözleri siyaha büründü. Sonra sarıya geri döndü. "Biliyorsun olağanüstü büyülerimiz var, dışarı çıkarsa haberimiz olur." Dedi ve içeri girdi "Burada ki herşey olağanüstü zaten kardeşim!" Dedi Umbryx ve sonra o da içeri girdi.

Jane "Nerede kaldınız?" Solarius'un gözü bu sefer gerçekten kırmızıydı.Solarius, yavaş yavaş ona aşık oluyordu ama bundan onun da haberi yoktu "Umbryx bir şey sordu da , onu cevapladım."

Sonra biraz daha konuştular ve yatağa geçtiler. Kardeşlerin ayrı odaları vardı ve bir misafir odası daha vardı, misafir odasını Jane'e verdiler ve kendileri de odalarına gittiler. Herkes uyudu ama Solarius uyumadı, uyuyamadı ve aşağı indi sonra bir kat daha indi. Burası gizli antrenman yeriydi ve devasa idi.

Sabah olduğunda Jane uyandı ve bir kat aşağı indi kahve var mı diye ortalığa bakındı ve şaşırtıcı şekilde burada kahve buldu sonra Solarius'un odasına onu çağırmak için gitti. Ama odasında yoktu o da Umbryx'i çağırayım bari dedi ve onun odasına gitti "UMBRYX!!" diye bağırdı ve Umbryx korkuyla uyanarak "SEN KİMSİN LAN!!" Dedi ve o topu elinde oluşturdu "Hayır hayır şaka yaptım!" Dedi ve güldü. Umbryx elindeki topu yok etti "Daha ilk sabahın ama ya!" Jane gülerek "Aşağı katta kahve gördüm,kendime kahve yapabilir miyim?" Umbryx yatağına uzanırken "Aman evimi yakmada ne yapıyorsan yap!" Jane sevinçle aşağı indi ve kendine bir espresso yaptı.

Kahvesini masaya indirdiğinde kahvenin titrediğini gördü, ve birden bir bağırış geldi "SOLARİS İNFİNİTUM!!" Jane bunun aşağı kattan geldiğini anladı ve hemen bodruma indi. Bu Solarius'tu ve üstünü indirmişti. Vücudundaki yaralar onu gerçekten çok ateşli gösteriyordu, kasları da cabası. "O ses senden mi geldi?" Diyerek içeri girerek sordu Jane. Solarius biraz tırstı ve "Şey…Iıı evet benden geldi." Jane hemen ileri atıldı ve Solarius'a yavaşça vurdu "Kahvem döküldü senin yüzünden, zaten bir garip burası bir de güçlerle uğraşacağım. Siz beni ne zaman yukarı çıkaracaksınız? Burada takılı kaldım" Solarius Jane'in gözlerine baktı… Onun gözleri pembe idi ve çok güzeldi "Gözlerin, gerçekten çok güzeller." Jane hiç garipsemedi "Herkes öyle der!"

Solarius bu sefer gözünün kırmızı olmasını engellemişti. Artık emindi, Jane'i arzuluyordu ve ondan hoşlanıyordu ama bu Jane'in onu sevdiğini açıklamaz. Neden zihnine girmeyeyim diye düşündü Solarius. Biraz arkaya gitti, Jane ona değişik bir şekilde baktı ama anlam veremedi. Solarius gözlerini kapattı ve sonunda Jane'in beynine girdi. Onlarca güzel,acı verici,üzüntülü anı vardı ki. Ama Solarius yanlış yerdeydi, anılarda değil hislerde olması gerekirdi. Oraya da girdi ve aşk duygusunu aradı. Buldu ve içine girdi, normalde insanlar veya dışlanmış ırklar bu hissin içinde hayatı boyunca sevdiği ve aşık olduğu kişileri gösterirdi ama Jane'in bu hissinde sadece bir kişi vardı, Solarius garipsedi çünkü her kimsenin zihnine girmişse en az iki kişi vardı. Jane ise farklıydı, Solarius o kim diye merak etti ve o kişinin de içine girdi. Adını soyadını ve tüm hayatını öğrendiği kişiyi bulmak artık onun kısa bir göreviydi. Jane'in zihninden çıktı "Ne zamandır hareketsizim?" Diye sorunca "1-2 saniye olmuştur herhalde." Solarius başını salladı ve bir bağdaş kurarak oturdu. Sol gözünden sarı bir göz çıktı yukarı doğru ilerlerdi ve yeryüzüne kadar çıktı.

Göz geri geldiğinde yerine geri girdi ve Solarius ayağa kalktı "Thomas Bart, senin sevgilindi… ölmüş." Jane garipseyerek baktı "Sen bunu nereden biliyorsun?" Diyerek sordu "Beynindeki aşk hissine girince gördüm… Anılarınızda vardı,çok mutluydunuz. Senin adına üzüldüm."

Jane'in gözünden bir çift yaş aktı ve gören Solarius'un göğsüne kafasını koyup ağlamaya başladı. Vücudu çok sıcaktı, bir ana kucağı ya da sımsıkı sarılmış bir battaniye gibi. Bir anda antrenman salonuna Umbryx indi ve "Hadi kahvaltıya!" Ve beraber yukarı çıktılar

More Chapters