Makuro, Dravon'un bulunduğu yere varmıştır. Yavaşça içeri girer ve seslenir:
"Kimse var mı?"
Sonra kendi kendine konuşur:
"Acaba uyuyor mu?"
Kapıyı kapatır ve içeri adımını atar atmaz, arkasında kapının arkasına saklanmış bir silüet belirir. Makuro onu sezer ama ani bir karşılık vermez. Önce amacını bekler; saldıracak mı, yoksa izleyecek mi diye.
Silüet yavaşça Makuro'nun arkasına yaklaşır ve elinde kara aurasını toplayıp Makuro'ya vurmak için havaya kaldırır. Tam hızla saldırdığı sırada Makuro dönerek kendi kara aurasını kolunda toplayıp kalkan gibi savunur. Kim olduğunu teyit etmek için yüzüne bakar ama yüzünde maske olduğu için kim olduğunu anlayamaz ve hızla geri doğru uzaklaşır, sıçrayarak.
Makuro konuşmaya devam eder:
"Kimsin?"
Kara silüetten ses gelmez. Sadece kollarını aura ile bıçak gibi keskinleştirmiş, birbirine sürtüyordur. Gözlerini Makuro'dan ayırmadan, sanki avını yokluyor gibi gözdağı verecek hareketlerde bulunur. Yavaşça eğelir, esneme hareketi yapar ve bir ses yükselir:
"Hazır mısın?"
Bu sesle birlikte aura odaya yayılarak zifiri karanlık yapar odayı. Hiçbir ışık huzmesi geçmiyor, göz gözü görmeyecek kadar karanlık. Artık bu görüş mesafesi savaşı değil, aura ile sezgi savaşıdır.
Tabii Makuro bu yönden bir tık daha üsttür. Çünkü ileriye görme gücü, düşmanının hareketlerini tahmin etme yeteneği kazandırır ve aurasıyla da sezerek saldırı yapabilecek güçtedir Makuro.
Sonra bir ışık yayılır Makuro'dan. Eğeliyor, saçlarını topluyor ve esneyerek zıplamaya başlar. Aurası zıpladıkça tik tik tik yükseliyor, odaya ışık saçıyordur. Bu kara gücü değil, aya gücüdür. Zifiri karanlık olan odanın yarısı bembeyaz hale gelmiştir.
Makuro en son zıplar ve yerinde durur, gerilerek:
"Gel, sana gerçek gücü göstereyim Dravon."
Savaş başlar ama Makuro ve Dravon ortada yoktur. Sadece iki tane ışık birbirine çarpıyor ve kıvılcım çıkarıyor gibi gözüküyordur. Bu hız mümkün değil. Siyah ve beyaz aura birbiriyle çarpışıyor, hızla odada bir oraya bir buraya savruluyorlardır.
En son siyah aura ile beyaz aura tam ortada buluşurlar ve auralar çekilir geri. Makuro ve Dravon meydana çıkar. Birbirlerinin ellerini tutmuş, itiyorlar. Odada kim baskın belli değildir, eşit gibi gözüküyor ama o da ne... eşit mi?
Dravon'dan bir ses yükselir:
"Yaşlandım diye beni küçük görme çocuk. Senin gibi nice gençler geçti elimden ama elime su döken olmadı!"
Koluyla Makuro'nun kolunu sıkarak Makuro'ya diz çöktürür, sonra tam suratının ortasına bir tekme çakar ve odadan duvarları parçalayarak fırlattırır.
Makuro fırladığı yerde sürünür ve ayağa kalkar. Ağzı kara kan dolmuştur, tükürür:
"Vay be moruk... Yaşın 70 ama işin bitmemiş hahahah!"
Dravon da:
"Hahahah! Sen daha toysun çocuğum ama güçleneceksin benim elimde."
der, Makuro'ya doğru yürür ve yerden kaldırmak için elini uzatır. Makuro da tutar ve kalkar.
Sonra Dravon konuşur:
"Baya iyisin, görüyorum da aydınlanmadan sonra aya gücün baya güçlenmiş. Ama dediğim gibi ulu orta her zaman kullanma bu gücü, karalar sana gıcık gitmeye başlarlar. Kara gücünü tam olarak göremedim. Aslında kara gücünü demeyeyim de kendini kontrolümü kaybederim diye tutuyorsun. Tutmasan belki benim yaşlı halimden iyisin. Sana bunu öğretmek benim için onur meselesi.
Ama peki arkadaşın nerede? O daha da kontrolsüz. O kolu herkeste göremeyiz. Saklamasını öğrenmeli yoksa başına iş alacak."
Ama Kurogami ortada yoktur.
O sırada Kurogami yeni uyanmış, elini yüzünü yıkarken Misora bağırır:
"Hadi artık, geç oluyor!"
Kurogami toparlanır:
"He he tamam, geliyorum!"
Hazırlanır ve yemeğe oturur. Hızla yemeğini yer:
"Mükemmel olmuş oha, bu kadar güzel yaptığını bilmiyordum!"
diye diye tıkanırken boğazına alır ve öksürmeye başlar. Göğsüne vurur ve masayı arar. İlk bulduğu içeceği ağzına diker ama sıcak olduğundan ağzı yanar ve püskürtür:
"Aaa yandım yandım!"
Misora kafasına masayla tekrar vurur:
"Bu kadar şapşal nasıl olabiliyorsun aklım almıyor."
der ve gülmeye başlar.
Kurogami de güler, sonra:
"Tamamdır, doydum."
der ve kalkarak:
"Makuro nereye gitti?"
diye sorar.
Misora da:
"Elma yer misin?"
diye sorar.
Kurogami anlamaz:
"Ne elması? Sevmem ki ben."
derken Misora, Kurogami'nin ağzına elmayı sokarak:
"Elma ye. Makuro da sever hem vitaminli."
der.
Kurogami sonradan aklına gelir, ağzındaki elmayı çıkararak:
"Heee elma... Evet tamam yerim ama böyle değil!"
diyerek güler ve Misora da güler.
Sonra:
"Hadi ben çıktım, görüşürüz."
diyerek odadan çıkar.
Misora kendi kendine düşünür:
"Acaba ben bunun neyine aşığım oldum?"
Ama soruyu kendine sorarken yüzü kızarır.
"Aman neyse be, şimdi işim var benim."
der ve kendi konuşmasını bölerek işine devam eder. Odayı tertemiz toplar ve düzenler.
Sonra:
"Hımm galiba Hikari'ye bakmam gerek. Yazık kızcağızın psikolojisi gitmiş, onu düzelteyim."
der ve odadan çıkarak Hikari'nin odasına gider. Kapıyı yavaşça çalar ve içeri girer.
Hikari sanki daha demin bir şey olmamış gibi antrenman yapıyor, esneme hareketleri yapıyor; bir yandan da elinde içecek içiyordur.
Misora şaşırır:
"Haaa sen daha demin ağlamıyor muydun?"
der ve yanına gider.
Hikari hâlâ esneme hareketlerini kesmez:
"Evet ama şu an iyiyim. Geçmiş geçmişte kaldı değil mi? Şimdi çalışmam ve daha da güçlenmem gerek. Sen de bana katıl."
der ve beraber antrenman yapmaya başlarlar. Odanın içinde koşuyor, zıplıyor ve akrobatik hareketler yaparak eğleniyor, bir yandan da kendilerini geliştiriyorlardır.
Diğer yanda ise Dravon:
"Hani arkadaşın nerede?"
diye sorar.
Makuro da:
"Evet, biraz sersem bir arkadaşım var. Şimdi gelir."
der demez Kurogami içeriye koşarak girer:
"Evet geldim! Beni mi bekliyordunuz hahahaha! Bu bana kendimi büyük biri gibi hissettiriyor. Beklemenize gerek yoktu... Haaaa buraya nolmuş böyle? Saldırı mı yaptılar yoksa?"
Parmağıyla Dravon'u işaret ederek:
"Yoksa sen moruk, Makuro'ya bir şey mi yaptın? Karşında beni bulursun ha!"
diye titreyerek ahkâm kesiyordur.
Dravon gülmeye başlar:
"Arkadaşın da baya enerjikmiş, sevdim bunu. Ama enerjini güçlenmeye harca çocuğum. Evet gelin bakalım, size öğreteceğim birkaç şey var."
der ve oturur tahtına.
Makuro da Kurogami'ye bakarak:
"Gel, senin de görmen gerek."
diyerek Dravon'un yanına otururlar.
Dravon konuşmaya başlar:
"Şimdi ilk önce ruh gelir. Herkeste bulunur bu ama herkeste güçlü olmaz. Güçlendirebilirsiniz ama görüyorum ki sizinki yeterince güçlü. Bir şey başarmak isteyen veya bir şeye çabalayan kişilerde bolca görülen bir şey bu.
Sonra enerji gelir. Kısaca vücudun gücü denir buna. Fiziksel olarak güç verir veya dışa çıkartma dediğimiz ateş, toprak, su ve hava gücüdür. Bunlar herkeste enerji bolca olmaz. Kiminde az miktarda iken kiminde aşırı miktarda bulunur.
Güçlendirme konusunda bulunan enerjini daha da çoğaltabilirsin. Bu enerjin sen ilk doğduğunda iki element kullanabiliyorken dörde çıkma ihtimali çok düşüktür. Yüksek çalışma ve azimle bunu başarabilirsiniz. Ama sizin dört elementi de kullanabildiğinizi gördüm. Ama enerjiniz çok yüksek sayılmaz. O yüzden öğreneceksiniz. Size doğuştan verilen bu gücü boşa harcamayın çocuklarım.
Sonra aura gelir. Aura sezgi, güç, hareket, savunma hepsinin birleşimidir. Birini görmek mi istiyorsunuz? Aura ile hissedin, yerini tespit edin. Hatta daha da derine inin ve hareketlerini tahmin edin.
Aura çok farklı bir niteliktir. Herkeste olmaz. Olan kişilerde baştan beri kullanabilir ama tam potansiyelini herkes göremez. Her auranın insana göre şekli vardır. Seninki korkunçtur, seninki ezicidir, benim ise yıkıcıdır.
Aura çoğunlukla gücün kimde daha çok bulunduğunu göstermek için bir rakam vari sinyaldir. Yüksek aura olan birini gücün ile yenmek imkânsız ötesidir. Sadece sen auranı asıl potansiyele çıkarmamış olabilirsin ki buna gizleme de denilebilir. Kendini veya gücünü gizlemek, bu büyük kimselerin kendini ele vermemek için yaptığı avcı iken av durumuna düşmemek için kurduğu komplodur.
Fark ettiyseniz güçsüzler tam aurasını salar, güçlüler kısmi bir gözdağı verir. Sizde bu tam tersi. Auranızı sonuna kadar salıyorsunuz ama sizin sonunuz şu an ölçülecek kadar küçük değil. Yani siz ne kadar son gibi görseniz, ölüme yaklaşsanız da auranızı kontrol edemediğiniz sürece tam güç ortaya koyamazsınız.
Sonra aya ve kara gücü geliyor. Bu kan ile gelir, tamamen istisnadır. Element gibi değil. Farklı özelliklerde farklı güçler verir kişiye veya gücüne bağlı.
Sizin kazandığınız güçler olağanüstü ve öğrenebilecek, daha da kandan yararlanabilecek zihin ve fiziksel güçte siniz yani potansiyeliniz kanın bütün gücünü almaya yetecek kadar var sizde, bunu görüyorum.
Ama istisna ki her kara dört element kullanamaz. Kanı içmeden önce neyse odur. Sadece fazladan kara gücü ve enerji alırlar ama sınır onlarda vardır. Sizde yok şu anlık. İçtiğiniz kan çok başka. Ben bile dokunmaya korkuyorum.
Kandan gelen sezgi ayrıdır. Senin kanını içeni gücünle yönetebilirsin. Sizin bu kontrolsüzlüğünüzün buna dayalı olduğunu düşünüyorum.
O yüzden çocuklarım, size hem benim yapabildiğim hem de sizin yapabileceğiniz güçleri öğreteceğim. Anlamanız ve kavramanız yeterli, devamını siz getireceksiniz."
Sonra Dravon:
"Evet, biliyorum biraz fazla anlattım, kafanız karıştı."
der.
O sırada gerçekten de Makuro ve Kurogami tam anlayamaz ve her cümlede birbirlerine bakıyorlardır.
Dravon devam eder:
"Ruh gücü demiştim. Buna güç değil de yaşamak için vücudun gerekli olan dengesi de denilebilir. Herkeste var. Yaşayan hayvanlarda bile dedim tabii. İnsanlarda daha yüksek anlama ve kavrama kabiliyetini ortaya çıkarır. Mesela Kurogami, sen gözlerini kapat."
Kurogami şaşırır:
"Ne, ben mi?"
Dravon devam eder:
"Dediğimi yap."
Kurogami:
"Ta tamam, kapattım."
Dravon devam eder:
"Sadece dokun, kokla, konuş, duy ve gör ve tat kısmıdır bu."
Dravon birkaç tane şey getirir.
"Ve buna dokun."
der.
Kurogami dokunur.
Dravon:
"Peki bu nedir?"
Kurogami:
"Bilemiyorum... Muza benziyor, meyve gibi bir şey bu."
der.
Dravon:
"Tamam. Peki soy o zaman ki duy bakalım. Soyuluşu muz gibi mi?"
Kurogami soyar ve:
"Evet sanırım. Zaten dokunarak da benziyor, duyarak da muz gibi soydum."
der.
Dravon:
"Gördün mü? Sadece duymadın, dokundun da. İki şeyi aynı anda yapınca daha da netleşti değil mi?"
der.
Kurogami:
"Evet de ne alaka? Zaten auram ile baksam ne olduğunu anlardım."
deyince Dravon:
"Sesiz ol, daha ağzına gelmedi. Şimdi kokla, nasıl kokuyor?"
Kurogami tamam der, koklar.
"Evet muz gibi kokuyor."
Dravon:
"Peki şimdi ye bakalım."
der.
Kurogami yer ve ağzında çiğnerken:
"Evet muz bu. Daha neyi anlamam gerek?"
derken Dravon:
"Peki gözlerini aç, bak bakalım neymiş."
Ama Kurogami gözlerini açınca:
"Lan!"
der ve ağzındakini tükürmeye başlar.
"Neydi şimdi bu? Neden yaptın bunu bana?"
der.
Makuro ise gülüyordur.
Dravon konuşmaya başlar:
"Evet. Bunu kendim yaptığım bir çamur. Tadı, hissi, duyuluşu ve kokusu aynı bir muz ama görünüş olarak değil. İstesem görünüş olarak da yapabilirim. Ama sana anlatmak istediğim şey bu işte.
Eğer enerjin ile bu muza bakmış olsaydın çamur olduğunu anlardın. Çünkü içindeki maddeleri görürdün ve muz değil derdin. Ama sen ruhun ile baktın ve muz olduğunu düşündün.
Şimdi anladın mı enerjinin ne işe yaradığını? Ne kadar yüksek olursa o kadar iyi. Kişinin kötü mü iyi mi olduğunu tek bakışla anlayabilmeni sağlayan bir güçtür. Ve bu güç beraberinde doğayı hissetme ve yönetme gücü kazandırır; ateş, toprak, su ve hava gibi.
Şimdi tekrar gözünü kapat ve havayı içine çek veya bük. Kullan enerjini."
Kurogami havayı içine çeker ve tutarken, Dravon önüne bir tuğla yığını koyar.
"Peki bunları üfleyerek düşür veya fırlat."
Kurogami üfürür veya havayı dışarı fırlatır ve tuğla yığınını yıkar.
Dravon devam eder:
"Peki hava her yerde bulunuyor. Peki su şu an burada yok. Sen enerjin ile kendine su üreteceksin. Su ile bu tuğla yığınını fırlat."
Kurogami gözleri aynı kapalı iken su üretir tam önünde ve onunla tuğla yığınını dağıtır.
Dravon alkışlar:
"İşte siz bunları kolayca yapabilecek kadar üstün bir güçtesiniz. Herkes bunu başaramaz. Çoğu kara bile elementlerin dördünü aynı anda kullanmayı başaramaz.
Şimdi auran ile bu tuğla yığınını korkutarak patlat. Baskı uygula. Sanki havayla sıkıştırıyormuş veya elinle sıkıyormuş gibi."
Kurogami aynı söylenen şeyi yapar ve tuğlaları paramparça yapacak kadar aurası ile parçalar.
"Tamamdır, sen geçtin. Ama sende kara gücü yok, bunun için üzülme. Kara gücü de aynı auranın bir yansımasıdır. Sadece görünür halde durur, yoksa aura ile aynı işlevi görür.
Sen mesela en sevdiğin renk nedir Kurogami?"
diye sorar.
Kurogami ise:
"Bilmiyorum... Sanırım kırmızı."
der.
Dravon:
"İşte bu. Auranı kırmızı renkte, gözlerini kapatarak elinde topladığını hayal et ve ister kılıç ister sopa, istersen bir meyve haline getir. Ya da senin kolun zaten aura ile toplayarak ortaya çıkıyor. Kolunu aynı hem zırh hem kılıç gibi dikenli hale getir."
Kurogami korkarak:
"Bilemiyorum ya... Kontrolümü kaybedersem?"
diye düşünürken Dravon:
"Korkma çocuğum. Ben yaşlı olabilirim ama sizi dizginleyecek kadar da güçlüyüm."
deyince Kurogami:
"Tamam deneyeyim. Sanırım birkaç defa yaptım, gene yapabilirim."
Kurogami yavaşça aurasını salar ve bir kısmını dizginleyerek kolunda toplar. Gerçekten de başarır. Kendi isteğiyle kontrollü bir şekilde gücünü tutuyordur.
Dravon alkışlar:
"Helal sana çocuğum, işte bu. Ama bu gücünü sadece kontrolü iyice alana kadar geliştir. Sonra kullanmanı pek önermem. Çok güçlü bir şey yapmışsın.
Dediğim gibi bu güç insanın ruhunu sömürüyor. Birinin üzerinde kullanmak ölüm demektir. Bunu arkadaşlarına karşı sakın kullanma.
Tabii istisna kişiler vardır, ruhu olmayan ama onların da illa bir enerjisi veya aurası olması şart. Görüyorum da onları da çalabiliyorsun, dikkat et.
Evet, buraya kadar anladıysanız sürekli bu gösterdiğim şeyleri tekrarlayarak gelişin.
Makuro, senin auran ise kara ve aya gücün. Kara gücün ile beni ezmeye çalış bir kere. Bozuk bir yayılım değil, korkutmak için değil. Beni sanki avucunun içinde eziyormuş gibi auran ile sık."
Makuro:
"Emin misin Dravon, bir şey olmasın?"
dese de Dravon:
"Bir şey olmaz, sen yap."
der.
Makuro Dravon'un önüne geçerek aurasını yavaşça salar. Bir yılan haline getirir kara aurasını ama gittikçe büyüyordur. Bu yılan Dravon'un bedenine dolanır ve sıkmaya başlar. Gittikçe büyüyen bu aura daha güçlü ve daha sıkı sıkınca, yaşlılığın etkisi ile Dravon öksürmeye ve ağzından kara sıvı akmaya başlar.
Makuro hemen durur ve aurasını geri çeker. Dravon'un yanına koşar:
"İyi misin?"
diye sorar.
Dravon Makuro'nun yüzüne bakar ve sis gibi havaya karışır.
Makuro anlam veremez ama arkadan bir aura hisseder.
Makuro'ya:
"Gördün mü? Senin ruhunu ve zihnini ben zarar görüyormuş gibi hissettirdim. Düşmanın olsam şimdi seni öldürürdüm."
der ve aurası ile Makuro'yu yakalar.
"İşte çocuklar, vücudunuzu bile enerjiye dönüştürebilirsiniz. Karşındaki düşmanı manipülasyon etmek için kendi bedeninizi kullanmak en kolay kandırma yöntemidir.
Bak Makuro şu an benim auram ile kontrolüm altında. İstesem sıkarak öldürebilirim.
Bu yüzden karşıdaki kişi bir insan mı, bir nesne mi, yoksa sadece vücut bulmuş bir enerji yığını mı bakmanız lazım. Enerjiniz ile, gözünüz ile değil ki yanılmayın.
Peki bugünlük baya anladınız. Devam edin tekrara ve denemeye. Çok kısa sürede bana yetişecek potansiyeldesiniz. Siz geleceği yazacak çocuklarsınız.
Kontrolünüzü kaybettiğinizde kan sizi bu güçleri yapmaya itiyordu, siz de yapabiliyordunuz. Şimdi sizi zorlayan şey kan değil; aileniz, dostlarınız ve geleceğiniz. Bunun için de yapabiliyor olmalısınız.
Sözüm ve öğreteceklerim bu kadar. Yarına kadar her şeyi tamamlayın, gelin."
Kurogami:
"Ne? Yarın mı? Ama çok erken—"
demeden Dravon:
"Sesizlik! Yarın dedim. Beni ikiletme. Yarından sonra Misora veya Makuro'nun ölmeyeceğinin garantisini veriyor musun Kurogami? Çok göze battınız. Çabuk, zaman daralıyor. Kaybolun..."
