Cherreads

Chapter 1 - BÖLÜM 1 — KÜL VE ALTIN

Lavinia

Lavinia Arden adımı duyan herkes benim hayatımın da adım gibi zarif ve kusursuz olduğunu sanırdı. Oysa gerçek, dışarıdan görünenin tam tersiydi. Annem öldüğünde henüz on iki yaşındaydım ve o gün hayatım ikiye ayrılmıştı: annemin olduğu zamanlar ve ondan sonraki boşluk.

Annem hayattayken ev sıcak, güvenli ve gerçekti; öldükten sonra ise ev dediğim yer soğuk duvarlardan ibaret, insanlar ise yabancıydı. Babam ülkenin tanınmış politikacılarından biriydi; kameralar karşısında kusursuz, halkın gözünde örnek bir adamdı ama konu bana gelince aynı özeni hiçbir zaman göstermedi.

Çok geçmeden hayatına başka bir kadın aldı ve ben evin içinde fazlalık gibi kalmaya başladım. Ne kavga ettim ne de sesimi yükselttim; sadece bir gece sessizce evi terk ettim. Beni durduran olmadı. O an anladım ki bazı insanlar yalnız kalmaz, yalnız bırakılır.

Kendi hayatımı sıfırdan kurdum. Şimdi ise 22 yaşında, Los Angeles'ın en lüks restoranlarından birinde garson olarak çalışıyorum. Bu bir ironi gibi; zenginlerin arasında dolaşıyor ama hiçbirine ait hissetmiyordum. Ama bir taraftan da, onların Dünyasına hâkimdim. Altın sarısı saçlarımı her zaman sıkı bir şekilde toplar, yeşil gözlerimi duvar gibi kullanırdım. Kimseyi içine almaz, kimseye yaklaşmazdım. Çünkü kırılmak bir kez yaşanacak bir şey değildi, ben bunu çoktan öğrenmiştim.

O akşam restoran her zamanki gibi pahalı bir sessizlikle doluydu. Kristal bardakların ince sesi, alçak konuşmalar ve arka plandaki piyano melodisi ortamı tamamlıyordu. Ben sipariş notlarını kontrol ederken kapı açıldı ve içeri giren adamla birlikte ortamın dengesi değişti.

Bu değişim yüksek sesli değildi ama hissediliyordu; insanlar farkında olmadan sustu, bakışlar tek noktaya toplandı. Başımı kaldırdığımda onu gördüm.

Adamın duruşu sıradan değildi. Uzun boyu, takım elbisesinin altında ki muazzam vücudu, kendinden emin tavrı ve çevresine verdiği görünmez baskı dikkat çekiyordu. Koyu kumral saçları ve gri gözleri vardı ama asıl dikkat çeken şey yüzü değil, varlığıydı. Sanki bulunduğu yer zaten ona aitti. Yanındaki iki kişi gölgede kalıyordu; herkes sadece ona bakıyordu. Kalbim bir anlığına hızlandı, kendimi adamı izlerken buldum. Ama yüzümde en ufak bir değişim olmadı. Bu, yıllardır geliştirdiğim bir refleks gibiydi.

Adam VIP masaya oturduğunda gözlerini kaldırdı ve doğrudan bana baktı. Bu bir tesadüf değildi. Bunu anladım ama bakışlarımı kaçırmadım. İçimde hafif bir gerilim yükselmişti fakat bunu dışarı yansıtmadım.

Profesyonel bir ifadeyle masaya doğru yürüdüm. "Hoş geldiniz, siparişinizi alabilir miyim?" dediğimde sesim sakindi. Adam beni açıkça süzdü, bu bakışın içinde sıradan bir ilgi yoktu; daha karanlık, daha sahiplenici bir şey vardı. "İsmin," dediğinde bu bir soru değil, bir talep gibiydi. Kaşımı hafifçe kaldırdım ve "Burada önce sipariş verilir," diye karşılık verdim. Masadaki diğer adamlar gerilirken o sadece gülümsedi.

Bu gülümseme tehlikeliydi.

"Alışık değilsin bana," dedi adam.

Hiç geri adım atmadım. "Ben kimseye alışmam." Cevabım kısa ama netti. Adamın ilgisi daha da belirginleşti. "Adrian," dedi sonunda, sanki bu bilgi yeterliymiş gibi. Adrian yanında ki adama döndü, bir şeyler söyledi ve tekrar bana odaklandı. "Artık sipariş verebiliriz. Lavinia," dedi.

Gözlerimi odakladım, kalemimi elimde fark etmeden sıktım, "Pardon, ismimi söylediğimi hatırlamıyorum?" dedim. "Bilmek istediklerimi öğrenirim." Adrian'ın verdiği cevap kısa ve netti. Bu neydi şimdi? Oldukça küstah!

Sipariş alırken ellerimin hafifçe gerildiğini fark ettim ama bunu kontrol etmeyi başardım. Adrian ismimi söylemeden öğrenmişti ve bu, beni rahatsız etmişti. "Bilmek istediklerimi öğrenirim," dediğinde bunun bir tehdit değil gerçek olduğunu anlamıştım.

Gece ilerledikçe işime odaklanmaya çalıştım ama zihnim sürekli aynı noktaya dönüyordu. Adrian Vale. Bu isim tanıdıktı ama nereden hatırladığımı çıkaramıyordum. Onun bakışlarını sırtımda hissetmek sinir bozucuydu. Tam mutfağa dönerken arkamdan gelen sesi duydum: "Kaçıyorsun." Döndüğümde Adrian'ın bu kadar sessiz yaklaşmış olması rahatsız etti. "Çalışıyorum," dedim kısa bir şekilde. Adrian birkaç adım yaklaştı, aramızdaki mesafe daraldı. "Yalan söyleme." Gözlerimi kısmıştım ama geri çekilmedim. "Seni ilgilendiren bir şey yok." Adrian başını hafifçe eğdi. "Aslında var ve şuan karşımda duruyor." Bu cümle havada ağırlaştı. Kalbimin hızlandığını hissettim ama bunu belli etmedim. "Beni tanımıyorsun." Adrian'ın cevabı netti: "Tanıyacağım."

O gece eve döndüğümde her şey aynıydı ama ben değildim. Aynaya baktığımda içimde bir şeyin değiştiğini hissettim. Bazı insanlar hayatına girmezdi, hayatını ele geçirirdi ve Adrian Vale tam olarak öyle biriydi.

More Chapters