*977 yılı, İlkbahar - Kut Devleti, Sınır Boyları*
Kutname'nin kabul edilişinin üzerinden iki yıl geçmişti. Kut Devleti, artık sadece bir hayal değil, somut bir gerçeklikti. Oğuz, Karluk ve Kıpçak boylarının büyük bir kısmı, Kutname'nin çatısı altında birleşmişti. Seyhun boyundan Talas'a, İrtiş'ten Hazar Denizi'ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada, Kutname'nin töresi geçerliydi.
Ama bu büyüme, beraberinde yeni sorunlar da getiriyordu. Farklı boylar, farklı gelenekler, farklı beklentiler... Hepsini aynı töre altında tutmak, her geçen gün zorlaşıyordu.
Kutay, bu sorunları çözmek için bir kez daha yollara düştü. Bu kez yanında, yeni Kut Gözetmeni Tonga ve bir grup kam vardı. Alp Tegin, başkentte kalıp düzeni sağlayacaktı.
İlk durak, Kıpçak bozkırının doğusundaki Turgay boyuydu. Turgay Alp, Kutay'ı büyük bir saygıyla karşıladı. Ama yüzünde, bir tedirginlik vardı.
"Kutay Bey," dedi Turgay Alp, otağında kımız ikram ederken, "bir sorunumuz var. Kuzeydoğudan, yeni bir topluluk geldi. Kendilerine Kimek diyorlar. Çok savaşçı bir kavim. Sınır boylarımıza akınlar düzenliyorlar. Bizim savaşçılarımız, onları durduramıyor."
Kutay, kaşlarını çattı. "Kimek mi? Daha önce duymadım."
Turgay Alp, başını salladı. "Biz de duymamıştık. Çok uzaklardan, Altay dağlarının ötesinden geliyorlar. Atları küçük ama dayanıklı. Savaşçıları, okçulukta bizden üstün. Birkaç küçük çatışmada, kaybettik."
Kutay, Tonga'ya döndü. "Kut Gözetmeni, ne dersin?"
Tonga, düşündü. "Kutname'nin 16. maddesi: 'Savaş kutsal bir eylem değildir. Ancak düzenin bozulması ve adaletsizlik, ciddi bir kut kaybı olarak değerlendirilir.' Kimekler, henüz düzenimizi bozacak kadar büyük bir tehdit değil. Ama sınır boylarını rahatsız ediyorlarsa, önlem almak gerekir."
Kutay, kararını verdi. "Turgay Alp, sen sınır boylarını takviye et. Ben, Kimeklerle görüşeceğim. Belki onları da Kutname'nin çatısı altına alabiliriz."
Turgay Alp, şaşkınlıkla baktı. "Onlar bizim dilimizi bile bilmiyor, Kutay Bey. Nasıl anlaşacaksınız?"
Kutay gülümsedi. "Savaşçıların ortak dili vardır, Turgay Alp. Ayrıca, yanımda Uygur asıllı kamlar var. Uygurca, Kimekçeye yakındır. Belki anlaşabiliriz."
*977 yazı - Kimeklerin Kampı, İlk Temas*
Kutay, yanına sadece elli atlı alarak, Kimeklerin kampına doğru yola çıktı. Tonga, bu kadar az askerle gitmesine karşı çıkmıştı ama Kutay, yine ısrar etti.
"Tonga, eğer binlerce askerle gidersem, Kimekler bunu bir saldırı olarak görür. Elli atlıyla gidersem, bir elçilik heyeti olarak görür. Barış istediğimi gösteririm."
Üç günlük yolculuğun ardından, Kimeklerin kampına ulaştılar. Kimekler, yüzlerce çadırdan oluşan büyük bir göçebe topluluğuydu. Atları küçük ama gürbüz, savaşçıları iri yarı, yüzleri sertti.
Kutay'ın heyeti, kampın dışında durdu. Bir süre sonra, atlı bir grup onlara doğru geldi. Grubun başındaki adam, uzun boylu, geniş omuzlu, yüzünde derin yara izleri olan bir savaşçıydı. Üzerinde kurt postundan bir ceket vardı.
"Kimsiniz?" diye sordu adam, bozuk bir Türkçeyle.
Kutay, atından indi. "Ben Kutay, Kut Devleti'nin Yasa Temsilcisiyim. Sizinle barış görüşmesi yapmaya geldim."
Adam, Kutay'ı süzdü. "Barış mı? Siz Oğuzlar, topraklarımıza göz dikmediniz mi?"
Kutay, başını iki yana salladı. "Biz, kimsenin toprağına göz dikmeyiz. Ama sizin akınlarınız, sınır boylarımızı rahatsız ediyor. Bunu konuşmaya geldim."
Adam, bir süre düşündü. Sonra, "Ben Arslan Han, Kimeklerin lideriyim," dedi. "Gelin, otağımda konuşalım."
Kutay ve Tonga, Arslan Han'ın otağına girdiler. Otağ, büyük ve süslüydü. Duvarlarda kurt postları, silahlar, düşman kafatasları asılıydı.
Arslan Han, konuklarına kımız ikram etti. "Neden geldiniz?"
Kutay, doğrudan konuya girdi. "Arslan Han, sizin akınlarınız yüzünden sınır boylarımızda insanlar ölüyor. Biz savaş istemiyoruz. Ama eğer akınlar devam ederse, savaş kaçınılmaz olur. Savaştan kimse kazançlı çıkmaz."
Arslan Han, sert bir gülümsemeyle, "Savaştan korkmuyoruz," dedi. "Kimekler, savaşla büyüdü. Savaşla var oldu."
Kutay, sakin kaldı. "Savaşla var olan, savaşla yok olur. Ben size başka bir yol öneriyorum. Kutname'nin yolunu."
"Kutname mi?" dedi Arslan Han, merakla. "Ne o?"
Kutay, Kutname'yi anlatmaya başladı. Üç makamlı yönetim sistemini, Törü'nün kurumsallaşmasını, adalet anlayışını, savaş anlayışını, ahlak sistemini anlattı. Arslan Han, büyük bir dikkatle dinledi.
Anlatma bitince, Arslan Han, "Güzel sözler," dedi. "Ama sözler, bozkırda rüzgarla gider. Kalıcı olan, kılıçtır."
Kutay, başını salladı. "Kılıç, düşmanı yener ama dost kazanamaz. Bizim istediğimiz, düşman değil, dost. Eğer Kutname'yi kabul ederseniz, size ticaret yollarını açacağız, kamlar göndereceğiz, eğitim vereceğiz. Siz de bizim kardeşimiz olacaksınız. Kabul etmezseniz, düşmanımız olmazsınız. Ama akınlarınız devam ederse, o zaman Kutname'nin 18. maddesi devreye girer. Düzeni korumak için savaşmak zorunda kalırız."
Arslan Han, uzun süre düşündü. Sonra, "Zaman lazım," dedi. "Kutname'yi inceleyeceğim. Kamlarımla konuşacağım. Ama akınları durduracağım. Şimdilik."
Kutay, ayağa kalktı. "Yeterli. Umarım doğru kararı verirsiniz, Arslan Han."
*977 sonbaharı - Seyhun boyu, Kutay'ın Otağı, Gelen Haber*
Kutay, Kimeklerle görüşmeden döndükten bir ay sonra, güneyden kötü bir haber geldi. Samaniler, Kut Devleti'nin güney sınırına büyük bir ordu yığmıştı. Gazne'de yeni kurulan Gazneli Devleti de Samanilerle ittifak yapmış, doğudan saldırıya hazırlanıyordu.
Alp Tegin, otağa hızla girdi. "Kardeşim, Samaniler on bin askerle sınırımıza dayanmış. Gazneliler de beş bin askerle doğudan gelecek. İki ateş arasında kaldık."
Kutay, derin bir nefes aldı. "Neden? Neden saldırıyorlar?"
Alp Tegin, omuz silkti. "İslam'ı yaymak istiyorlar. Senin Kutname'ni, İslam'a rakip görüyorlar. Ayrıca, ticaret yollarını ele geçirmek istiyorlar."
Kutay, ayağa kalktı. "Kurultayı topla. Hemen."
Kutname Mabedi, Acil Kurultay
Beyler, kamlar, askerî komutanlar, kısa sürede Kutname Mabedi'nde toplandı. Kutay, ateşin başında duruyordu. Yüzü gergindi.
"Kardeşlerim," dedi, "Samaniler ve Gazneliler, üzerimize geliyor. Toplam on beş bin asker. Bizim ordumuz, on iki bin. Sayıca azız. Ama Kutname bizimle."
Alp Tegin, ayağa kalktı. "On iki bin asker yeter. Samaniler, savaşçı değil, tüccardır. Gazneliler ise yeni kurulmuş, daha savaş görmemiş. Biz bozkırın çocuklarıyız. Savaşmayı biliriz."
Tonga, Kut Gözetmeni, ayağa kalktı. "Savaş, Kutname'nin 16. maddesine göre meşru mu? Samaniler, henüz topraklarımıza girmedi. Saldırı hazırlığı yapıyorlar ama saldırmadılar. Kutname'ye göre, savaş ancak düzen bozulduğunda, adalet yok olduğunda, kut kirletildiğinde yapılır. Henüz bu şartlar oluşmadı."
Tartışma, saatlerce sürdü. Kimi beyler, hemen saldırılmasını istedi. Kimi beyler, beklenmesini. Kutay, sessizce dinledi.
Sonunda, ayağa kalktı. "Tonga haklı. Henüz savaş meşru değil. Ama beklemek de doğru değil. Samaniler, sınırımızda ordu yığmış. Bu, düzenin bozulacağının işaretidir. Biz, düzen bozulmadan önlem almalıyız."
"Nasıl?" diye sordu Alp Tegin.
Kutay, kararını verdi. "Ben, Samani hakanına bir elçi göndereceğim. Ona, Kutname'yi anlatacağım. Eğer barış isterse, barış yapacağız. Savaş isterse, savaşacağız. Ama savaş, ancak onlar saldırırsa meşru olacak."
Alp Tegin, sinirle, "Yine mi elçi, yine mi barış? Kardeşim, düşman sınırımızda bekliyor. Sen hâlâ elçi göndereceksin?"
Kutay, ağabeyine döndü. "Evet, elçi göndereceğim. Çünkü Kutname'de yazar: 'Adalet, her şeyin üstündedir.' Savaş, adaletin son çaresidir. Önce barışı deneyeceğiz."
Kurultay, Kutay'ın kararını kabul etti. Ama Alp Tegin, içten içe, kardeşinin bu kadar barışçıl olmasının yanlış olduğunu düşünüyordu.
*977 kışı - Samani Başkenti Buhara, Kutay'ın Elçisi*
Kutay'ın elçisi, yaşlı kam Kayır'dı. Seksen yaşını geçmişti ama hâlâ dimdikti. Kayır, Buhara'ya vardığında, Samani hakanı II. Nuh tarafından kabul edildi.
II. Nuh, genç bir hakan, otuz yaşlarında, iyi eğitim görmüş, İslam âlimleriyle çevrili bir hükümdardı. Kayır'ı selamladı, konuk etti.
"Yaşlı kam," dedi II. Nuh, "neden geldin?"
Kayır, Kutay'ın mektubunu okudu:
"Samani Hakanı II. Nuh'a,
Ben Kutay, Kut Devleti'nin Yasa Temsilcisiyim. Sizin sınırımızda ordu yığdığınızı duydum. Savaş istemiyoruz. Barış istiyoruz. Eğer barış isterseniz, gelin, konuşalım. Ticaret yollarını açalım, elçiler gönderelim, dost olalım. Eğer savaş isterseniz, savaşalım. Ama bilin ki, Kutname'nin yolunda olanlar, adaletle savaşır. Adaletle savaşan, yenilmez.
Kutay, Yasa Temsilcisi, Kut Devleti"
II. Nuh, mektubu okudu, gülümsedi. "Kutname mi? Duydum. Bir delikanlı, yeni bir din uydurmuş. Kendine peygamberlik yakıştırıyor."
Kayır, başını salladı. "Yanılıyorsunuz, Hakanım. Kutay, peygamber değil. O sadece, atalarımızın unuttuğu bilgileri hatırlatan biri. Kutname, yeni bir din değil. Kadim bir bilginin yeniden yorumudur."
II. Nuh, alaycı bir sesle, "Kadim bilgi mi? Sizin kadim bilginiz, putperestlikten başka nedir ki? İslam, en son dindir. Peygamberimiz, son peygamberdir. Sizin Kutname'nizin, İslam'ın yanında yeri yok."
Kayır, sakin kaldı. "Biz kimsenin dinini küçümsemeyiz. İslam da, Musevilik de, Hristiyanlık da, Budizm de, Maniheizm de... Hepsi, kutsal yollar. Ama biz, atalarımızın yolundan gitmek istiyoruz. Kutname'nin yolundan. Bu, kimseye zarar vermez."
II. Nuh, ayağa kalktı. "Sizin yolunuz, İslam'ın önünde engeldir. Türkler, Müslüman olmalı. İslam'ı kabul eden Türkler, kardeşimizdir. Etmeyenler, düşmanımızdır. Siz düşman mısınız?"
Kayır, ayağa kalktı. "Biz kimsenin düşmanı değiliz. Ama kimseye de boyun eğmeyiz. Kutay Bey'in sözünü getirdim: Barış isterseniz, barış yapalım. Savaş isterseniz, savaşalım. Ama savaş, ancak siz saldırırsanız meşru olacak. Biz, ilk saldıran olmayacağız."
II. Nuh, sinirle, "O halde savaş!" dedi. "İlkbaharda, ordumuz sınırınızı geçecek. Kutname'nizi, kitabınızı, törenizi yakacağız. Sizi de Müslüman yapacağız, ister istemez!"
Kayır, başını eğdi. "O halde, Kutname'nin 18. maddesi devreye girecek. Savaş, meşru olacak. Allah'ın adını kullanarak zulmedenler, Allah'ın huzurunda hesap verecek."
Kayır, Buhara'dan ayrıldı. Dönüş yolunda, içi acıyla doluydu. Savaş kaçınılmazdı.
*978 yılı, İlkbahar - Sınır Boyları, Savaş Başlıyor*
İlkbaharda, Samani ordusu, on bin askerle Kut Devleti'nin güney sınırını geçti. Gazneliler de beş bin askerle doğudan saldırdı. Kutay, ordusunu ikiye böldü. Alp Tegin, on bin askerle güneye, Samanilerin üzerine gidecekti. Batur Alp, iki bin askerle doğuya, Gaznelileri karşılayacaktı. Kutay, merkezde kalıp, lojistiği yönetecekti.
Savaş, üç cephede başladı. Alp Tegin, güneyde Samanilerle kıyasıya çarpışıyordu. Samaniler, sayıca azdı ama iyi silahlanmışlardı. Arap atları, Şam çelikleri, ağır zırhları vardı. Alp Tegin'in bozkır süvarileri, hız ve manevra üstünlüğüyle savaşıyordu.
Doğuda, Batur Alp, Gaznelilerle çarpışıyordu. Gazneliler, yeni kurulmuş bir devletti ama savaşçıları disiplinliydi. Batur Alp, iki bin askerle, beş bin Gazneli askerini durdurmaya çalışıyordu.
Savaş, haftalarca sürdü. Her iki taraf da büyük kayıplar veriyordu. Kutay, merkezde, ordulara erzak ve takviye gönderiyordu. Ama kaynaklar tükeniyordu.
Tam o sırada, kuzeyden bir haber geldi. Arslan Han, Kimeklerin lideri, üç bin atlıyla güneye iniyordu. Kutay, önce endişelendi. Acaba Kimekler, Samanilerle mi ittifak yapmıştı?
Ama Arslan Han, doğrudan Kutay'ın kampına geldi. Atından indi, Kutay'ın önünde durdu.
"Kutay Bey," dedi Arslan Han, "Kutname'yi inceledim. Kamlarımla konuştum. Karar verdik. Kimekler, Kutname'yi kabul ediyor. Ve sizinle birlikte savaşmak istiyoruz."
Kutay, şaşkınlıkla, "Arslan Han, neden?" diye sordu.
Arslan Han, gülümsedi. "Çünkü sizin düşmanınız, bizim de düşmanımız. Samaniler, yıllardır kuzeye de elçiler gönderiyor, İslam'ı yaymaya çalışıyor. Biz istemiyoruz. Sizin Kutname'niz, bizim yolumuza daha uygun. Ayrıca, sen bize barış teklif ettin. Kimse bize daha önce barış teklif etmemişti."
Üç bin Kimek atlısı, Kutay'ın ordusuna katıldı. Kutay, bu takviyeyle güneye, Alp Tegin'in yanına gitti.
Savaş Meydanı, Son Çarpışma
Alp Tegin, Samani ordusunu sıkıştırmıştı ama bir türlü kıramıyordu. Samaniler, sağlam bir savunma hattı kurmuş, okçularıyla Oğuz süvarilerini geri püskürtüyordu.
Kutay, Kimek süvarileriyle geldiğinde, Alp Tegin'in yüzünde bir umut ışığı belirdi.
"Kimekler mi?" dedi Alp Tegin, şaşkınlıkla.
Kutay, başını salladı. "Artık bizimleler."
Alp Tegin, Arslan Han'a döndü. "Kimeklerin okçuluğu meşhurdur. Samanilerin okçularını susturabilir misiniz?"
Arslan Han, gururla, "Kimek okçuları, dünyanın en iyisidir," dedi.
Saldırı, sabahın ilk ışıklarıyla başladı. Kimek okçuları, üç bin atlı, Samani ordusunun kanatlarına yüklendi. Okları, adeta yağmur gibi yağıyordu. Samani okçuları, Kimeklerin atış hızına karşı koyamadı.
Alp Tegin, bu fırsatı değerlendirdi. On bin Oğuz süvarisi, doğrudan Samani merkezine yüklendi. Çarpışma, şiddetli oldu. Kılıçlar, mızraklar, gürzler birbirine girdi. Samani ordusu, iki ateş arasında kaldı.
II. Nuh, savaşı tepeden izliyordu. Ordusunun dağıldığını görünce, geri çekilme emri verdi. Ama artık iş işten geçmişti. Alp Tegin, doğrudan II. Nuh'un çadırına kadar ilerledi.
II. Nuh, esir düşmekten son anda kurtuldu, küçük bir atlı birlikle Buhara'ya kaçtı. Samani ordusu, büyük kayıplar vererek geri çekildi.
Doğuda da, Batur Alp, Gaznelileri durdurmuş, onları geri püskürtmüştü.
Savaş, Kut Devleti'nin zaferiyle sonuçlanmıştı.
*978 yazı - Seyhun boyu, Zaferin Ardından*
Zafer, büyük bir coşkuyla kutlandı. Ama Kutay, zaferin sarhoşluğuna kapılmadı. Kurultay'ı topladı, savaşın muhasebesini yaptı.
"On bin askerimizi kaybettik," dedi Kutay, sesi ağır. "On bin aile, acı içinde. Savaş, her zaman kaybettirir. Kazanan da kaybeder."
Alp Tegin, ayağa kalktı. "Ama biz kazandık, kardeşim. Samaniler bir daha sınırımıza yaklaşamaz. Gazneliler geri çekildi. Kutname, kılıçla korundu."
Kutay, başını salladı. "Kutname, kılıçla korunmaz. Kutname, gönülle korunur. Bugün kılıçla koruduk, yarın bir başkası kılıçla yıkmaya kalkar. Asıl zafer, düşmanı dost yapmaktır."
Arslan Han, ayağa kalktı. "Kutay Bey, ben Kimeklerin lideri olarak, Kutname'yi kabul ediyorum. Ama bir şartım var."
"Şartınız nedir?" diye sordu Kutay.
Arslan Han, gülümsedi. "Kimekler, Kut Devleti'nin bir parçası olacak. Ama kendi beylerini kendileri seçecek. Kendi törelerini yaşatacak. Kutname'nin ana ilkelerine uyacağız ama kendi geleneklerimizi de koruyacağız."
Kutay, Tonga'ya baktı. Tonga, başını salladı. "Kutname'nin 1. maddesi: 'Oğuz boyları arasında meydana gelen tarihsel bir kırılma anında, Oğuz toplulukları ortak inanç, ahlak ve yönetim ilkelerini tek bir çatı altında toplamaya karar vermiştir.' Bu madde, sadece Oğuzlar için değil, tüm Türk boyları için geçerlidir. Her boy, kendi iç işlerinde serbesttir. Ortak olan, inanç, ahlak ve yönetim ilkeleridir."
Kutay, Arslan Han'a döndü. "Şartınız kabul edildi. Kimekler, Kut Devleti'nin bir parçasıdır. Hoş geldiniz."
O gün, Kutay, Kutname'ye yeni bir madde ekledi:
"Kutname'nin Ek Maddesi: Kut Devleti, tüm Türk boylarının ortak çatısıdır. Her boy, kendi iç işlerinde serbesttir. Kendi beylerini seçer, kendi törelerini yaşatır. Ancak ortak inanç, ahlak ve yönetim ilkelerine uymakla yükümlüdür. Kut, çeşitlilikte birliktir. Birlik, zorla değil, gönülle olur."
*978 sonbaharı - Kutay'ın Otağı, Yaşlı Kam Kayır'ın Vefatı*
Sonbaharın soğuk bir gününde, yaşlı kam Kayır, ölüm döşeğinde yatıyordu. Seksen üç yaşındaydı. Kutay, otağına koştu.
Kam Kayır, gözlerini açtı, Kutay'ı görünce gülümsedi. "Geldin, oğlum."
Kutay, yaşlı kamın elini tuttu. "Kam ata, bizi bırakma."
Kayır, güçlükle konuştu. "Her şeyin bir zamanı var, Kutay. Benim zamanım doldu. Ama senin zamanın daha yeni başlıyor. Kutname'yi tamamladın. Devleti kurdun. Boyları birleştirdin. Artık dinlenme zamanın geldi."
Kutay, gözyaşlarını tutamadı. "Daha yapacak çok iş var, kam ata."
Kayır, gülümsedi. "Her şeyi sen yapmak zorunda değilsin. Kutname, artık yaşıyor. Kamlar Meclisi var. Tonga var. Alp Tegin var. Çiçek var. Sen, sadece yolu gösterdin. Yürümek, herkesin sorumluluğu."
Kutay, başını eğdi. "Anlıyorum, kam ata."
Kayır, son nefesini vermeden önce, son sözlerini söyledi: "Kutay, seni seviyorum. Kutname'yi yazdığın için teşekkür ederim. Şimdi rahat uyuyabilirim. Kut, seninle olsun."
Kam Kayır, gözlerini kapattı. Ruhu, Gök Tanrı'ya yükseldi.
Kutay, otağın dışına çıktı. Gökyüzünde, bir kartal süzülüyordu. Kutay, kartala baktı, uzun süre.
Kam Kayır gitti, diye düşündü. Ama onun bilgeliği, Kutname'de yaşıyor. Onun ruhu, bu topraklarda dolaşıyor. Kut, ölümsüzdür. Yalnızca yer değiştirir.
