O gece Akira'nın uykusu her zamankinden derindi.
Ağladığı için mi, yoksa başka bir şey yüzünden mi, bilmiyordu.
Ama uyurken, bir yerdeydi.
Oda değildi.
Sokak değildi.
Sadece bir yer.
Ne karanlık ne aydınlık.
---
Etrafında şekiller vardı.
Net değillerdi.
Daha çok, biri onları çizmeye başlamış da yarıda bırakmış gibi.
Bazıları oturuyordu.
Bazıları ayaktaydı.
Hiçbiri kıpırdamıyordu.
Akira aralarında yürüdü.
Ayak sesleri hiçbir yere çarpmıyordu.
---
Bir ses duydu.
Tek bir kelime değildi.
Birden fazla ses, üst üste binmiş.
Hiçbirini ayırt edemedi.
Sadece bir uğultu.
Eski, uzak, tanıdık bir uğultu.
Durup dinledi.
Uğultu, onu tanıyormuş gibi hafifçe değişti.
Sonra yine aynı kaldı.
---
Şekillerin arasında bir tanesi farklıydı.
Diğerleri gibi yarım değildi.
Ama net de değildi.
Sanki ona bakmak, gözün odaklanmasını engelliyordu.
Akira ona doğru yürüdü.
Yaklaştıkça, uzaklaşmadı ama netleşmedi de.
"Kimsin?"
Cevap gelmedi.
Ama şekil, bir an, ona döndü.
Akira bunun bir "bakış" olduğunu hissetti.
Gözleri görmese bile.
---
Hiçbir şey söylenmedi.
Hiçbir şey olmadı.
Ama Akira, o bakışın altında, garip bir şey hissetti.
Korku değildi.
Daha çok, çok uzun zamandır beklenen biri olmanın hissi.
"Seni tanıyor muyum?"
Yine cevap yok.
Şekil, yavaşça, diğerlerinin arasına karıştı.
Akira onu bir daha ayırt edemedi.
---
Uyandığında, güneş henüz doğmamıştı.
Odası her zamanki gibiydi.
Kalbi hızlı atıyordu.
Ama neden hızlı attığını hatırlayamadı.
Sadece bir uğultu kalmıştı kulağında.
Ve bir bakış.
Elini göğsüne götürdü.
İçinde bir şey vardı.
Daha önce olmayan bir şey.
Küçük.
Sessiz.
Ama oradaydı.
---
Kahvaltıda Lyria'ya bir şey söylemedi.
Garip bir rüya gördüğünü söylemek istedi.
Ama kelimeleri bulamadı.
Çünkü rüya, kelimelere dökülecek gibi değildi.
Lyria, onu izlerken, bir şey fark etti.
Akira'nın gözlerinde, hiç olmayan bir şey vardı.
Çok hafif.
Çok yeni.
Bir şey sormadı.
Ama elindeki bardağı sıkıca tuttu.
---
